Siyaset siyasi partilerin çoğalması ile beraber son zamanlarda profesyonel bir meslek haline gelmiştir. Ve siyasetçilik adeta babadan oğula
geçmeye de başlamıştır. Özellikle siyaseti meslek haline getiren aileler başka
bir işle ve meslekle uğraşmak yerine geçimlerini siyasetle temin etmeye
başlamışlardır. Tam burada aklıma S. Ahmet Arvasi’nin ülkücüler için söylediği
bir söz aklıma geldi. Ülkücü üçe ayrılır: ülkücü geçinenler, ülkücülükten
geçinenler ve gerçek ülkücüler. Bu şablonu biz siyasetçiler için de
kullanabiliriz. Siyasetçi üçe ayrılır: siyasetçi geçinenler, siyasetçilikten
geçinenler ve gerçek siyasetçiler. Gerçek siyasetçi hizmet için siyaset
yapanlardır ki onlar maalesef en başarısız siyasetçilerdir. Mesela Hasan Celal
Güzel gibi. Tabii bu gerçek siyasetçilerin bir kısmı da Adnan kahveci ve Muhsin
Yazıcıoğlu gibiler o siyaset yolunun çakıl taşları olarak hayatlarını kanlarını
canlarını verenlerdir.
Farkındalık
çok önemlidir. Bir şeylere bakarız, görür gibi oluruz ama bu görüntünün
gerisindeki asıl anlamı fark edebilmek çok önemlidir. Cumhuriyet rejimini
getiren irade Ankara gibi köhne bir kasabayı da başkent yapmış, bu köhne
başkent ise yıllar içinde bacasız sanayi olarak tabir edilen siyasetçiler ve
onların finans kaynakları yerli ve yabancı finans merkezlerinin sponsorlukları
ile ihya olup 100 yıl sonunda payitaht
İstanbul’un ardından Türkiye’nin ikinci
büyük şehri olabilmiştir. Devletimiz ilk defa başkentini batıdan doğuya
taşımıştır. Küresel batı İstanbul’a göz diktiğinden öncelikle İstanbul’u
başkent olmaktan çıkartmış ve devletin kazığını bozkırın ortasına Ankara’ya
çakmış ve adeta bizi oraya bağlamıştır. İpimiz ise Ege adalarına kadar dahi
uzanmamaktadır.
Devletimiz
yüz yıllık ömrünün son çeyreğinde yeniden zincirleri kırmak, ipotekleri
kaldırmak ve yeniden tarihi misyonuna sahip olmak için az gelişmişliği ve
edilgen yapısını aşmak yolunda gayret gösterirken ezeli düşmanımız içimizdeki
siyasetçileri devşirerek ve kitleleri uyutarak bu silkinme ve şahlanma
hamlesini akamete uğratmak için türlü projeler devreye sokmuştur.
Geçmişte
Osmanlıyı zaafa uğratan ve son dönemde tamamen güçten düşüren iki hareket
Türkçülük ve İslamcılık olmuştur. Çok uluslu ve dinli bir devletin varlığını
sürdürmesi için kendi ana Türk-İslam özüne zarar vermeden bütün unsurları
tarihte olduğu gibi kucaklaması icap ederken özellikle siyonizmin teori ve
pratiği ve devşirmeleri ile beslediği ve organize ettiği Türkçü ve İslamcı
hareketin ortaya çıkmasıyla koca devletimiz parça parça olmuş ve küçük Asya
dediğimiz Anadolu yarımadasına sıkışıp kalmıştır. Cumhuriyetin ilanı ile devleti kuran irade
devletimizi; ordu, yargı, bürokrasi, sermaye ve basın olmak üzere beş etkili
gücün eline avucuna bırakmıştır. Ve geçen zaman içinde bir elin beş parmağı
gibi sistem gerektiği zaman gereken güçleri devreye sokarak avucuna aldığı
sistemi istediği zaman istediği gibi revize ve restore ederek ruhumuza vurduğu
zinciri sağlamlaştıra sağlamlaştıra bizi ezmeye ve yönetmeye devam etmiştir. Devletimiz
yine geçmişte olduğu gibi Türkçü İslamcı ayrışmasının yanına Kemalizm ve
komünizm gibi birkaç kavram daha yerleştirilerek devşirilmiş siyasetçi
mangalarıyla kaotik bir sürecin içine sokulmak istenmektedir. Fakat her nasılsa
uzun bir sürecin sonunda milli görüşçü İslamcı yapı AKP ile Türkçü milliyetçi
MHP bir araya gelmekle 100 yıllık cumhuriyetin son çeyreği -ki az bir zaman
değildir dörtte biri- istikrar içinde gelişme ve kalkınma yolunda büyük mesafe
katetmiştir. Devletimizin bulunduğu coğrafi bölgede artık eskiden olduğu gibi çok
rahat hareket edemediğini gören küresel güçler yeniden devletimizi güçten düşürmek
ve edilgen bir yapıya dönüştürmek için türlü projelerini devreye sokmuşlardır.
Bu çerçevede:
-Siyasetçiler devşirilmektedir.
-Toplum sosyal medya yoluyla
manipüle edilmektedir.
-Siyasi partiler bölünerek ve
parçalanarak siyasi arena bir siyasi parti çöplüğüne dönüştürülmüştür.
-Manevi değerlerimiz; din, aile,
eğitim, terbiye, sağlık ve adalet kurumlarımız insanımızla paralel dejenere
edilmiş yozlaştırılmıştır.
Yazacak,
söylenecek şey bitmez de kısa kesip toparlayalım, arif olan anlasın diyelim.
İnsanımız hem ipten kazıktan kurtulmuş gibi başıbozuk ve anarşist, öte
yandan boynuna taktığı ipi eline almış
yok mu benim ipimden tutup çekecek der gibi aptallaşmış, tapacak ölü ya da diri
put arar gibi bir aptalca arayış içinde acınacak haldedir. Böyle bir zamanda
toplumun Nurettin Topçu gibi Necip Fazıl gibi fikir adamlarına ve Gönenli
Mehmet Efendi gibi gönül sultanlarına ihtiyacı varken toplumumuz maalesef
devşirilmiş siyasetçiler elinde bozuk para gibi harcanmaktadır. Yakın
geçmişteki Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş, Bülent Ecevit
gibi siyasetçilerin ölümleri ile geride kalan sadece Muhsin Yazıcıoğlu’nun
şehit edilmesinden sonra siyasi arenada bölme, parçalama ve dönüştürme projesi
başlatılmıştır. Necmettin Erbakan’ın vefatı sonrası milli görüş hareketinden (AKP
az önce kuruldu) AKP, SP, Yeniden RP adında üç parti, AKP den DEVA, Gelecek
Partisi, MHP den İyi Parti, sonra Zafer Partisi, BBP den Milli Yol Partisi,
Anahtar Parti ve bir de tam bağımsız Atatürkçü tarikat partisi olarak Bağımsız
Türkiye Partisi. Bu partilerin hepsi milliyetçi muhafazakar ve İslamcı
görünümlü ve sadece iki hareketten doğmuş partiler. Tabii bu kadar parti varsa
en az bu kadar devşirilmiş siyasetçi vardır. MHP içinden devşirilmiş olan Meral
Akşener(emekli oldu) ve Müsavat Dervişoğlu ve Ümit Özdağ, BBP içinden
devşirilmiş Remzi Çayır ve Yavuz Ağıralioğlu, Ak partiden devşirilmiş Ahmet
Davutoğlu ve Ali Babacan, yine rahmetli Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan,
şeyhlikten siyasetçiliğe Haydar Baş’ın oğlu ve bir de onca siyasi geçmişten
sonra mekanı terk edip sırtını dönen Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibiler ve en
kötüsü CHP içinde hayat bulan CHP ye sığınmış Cemal Enginyurt, Abdüllatif Şener
ve Şevket Demirel’in damadı İlhan Kesici, bu siyasi rüzgarda savrulanlardan
Namık Kemal Zeybek ve Enis Öksüz. Bu profesyonel siyasetçi halkaları böyle
uzayıp gider.
Siyaset
derken, hizmet için siyasetten ekmek için siyasete ve profesyonel siyasetçiliğe
dönüşen ilkesiz bir yolda savrulmak ne kadar kötüdür. Örneğin Bülent Arınç.
Yılların avukat Bülent Abisi. Manisa’dan çıkmış gelmiş Necmettin Erbakan’ın
yanında geçirdiği onca yıldan sonra önce rahmetli Erbakan’a sırtını dönmüş,
devamında Recep Tayyip Erdoğan’a da kazan kaldırmış, her fırsatta sivri dilini Ak
partiye karşı kullanmış, CHP ve bölücü
kürtlerle flörtünü sürdürmüş, öte yandan iki dönemdir her nasılsa hangi
hesaplarla Ak Partiden İstanbul milletvekili yapılan oğlu Mücahit’in kolundan
tutup çekmemiş, ne yardan geçerim ne serden mantığı ile siyasi yaşamını
sürdürmektedir. Yıllar önce Bülent Kar beyi Manisa’dan belediye başkan adayı ve
belediye başkanı yapmıştı. İkinci dönem aday gösterilmesi düşünülürken Ak Parti
genel merkezine bir yazı gönderip “Bülent Kar’ı yeniden aday gösterirseniz ve
Bülent Arınç Manisa’dan elini çekmezse kaybedeceksiniz” demiştim. Nitekim
dinlemediler, Bülent Kar kaybetti ve devamında Bülent Arınç’ın Manisa’dan
fiilen el çekmemesi yüzünden Manisa CHP ye teslim edildi.
Muhsin
Yazıcıoğlu’nun toy bir delikanlı iken elinden tutup emek verdiği ve
yetiştirdiği Yavuz Ağıralioğlu ve onun yüzünden MHP den kopmak zorunda kaldığı
Remzi Çayır ve diğerleri. Milli İradeyi dilim dilim dilmekten başka ne işe yararsınız
ve bu finansmanı nereden bulursunuz?.....
Siyasi arenada
temiz siyaset yapmak çok zor bir iştir. Temiz siyaset yapamazsanız eğer ucu
veya kötü dışarıda olan sermayenin yemlediği ve finanse ettiği beygirlere
dönüşürsünüz. Ya da inatla ve israrla temiz siyaset, hizmet için siyaset
derseniz eninde sonunda Muhsin Yazıcıoğlu, Adnan Kahveci gibi ömrünüz kısa olur
veya Hasan Celal Güzel gibi sızlana sızlana kahrolur vefat edersiniz ya da
Erkan Mumcu gibi unutulur gidersiniz
Bu satırlar
birilerinin talimatıyla kaleme alınmadı. Bu aziz milletin hür ve bağımsız
düşünebilen bir ferdi olarak diyorum ki; “maskenizi yırtıyorum, herşeyin, her
oyunun farkındayım, kim olduğunuzu biliyorum, ne yaptığınızı görüyorum.”