28 Nisan 2026 Salı

SİYASET VE SİYASETÇİ


              Siyaset siyasi partilerin çoğalması ile beraber son zamanlarda profesyonel bir meslek haline gelmiştir. Ve siyasetçilik adeta babadan oğula geçmeye de başlamıştır. Özellikle siyaseti meslek haline getiren aileler başka bir işle ve meslekle uğraşmak yerine geçimlerini siyasetle temin etmeye başlamışlardır. Tam burada aklıma S. Ahmet Arvasi’nin ülkücüler için söylediği bir söz aklıma geldi. Ülkücü üçe ayrılır: ülkücü geçinenler, ülkücülükten geçinenler ve gerçek ülkücüler. Bu şablonu biz siyasetçiler için de kullanabiliriz. Siyasetçi üçe ayrılır: siyasetçi geçinenler, siyasetçilikten geçinenler ve gerçek siyasetçiler. Gerçek siyasetçi hizmet için siyaset yapanlardır ki onlar maalesef en başarısız siyasetçilerdir. Mesela Hasan Celal Güzel gibi. Tabii bu gerçek siyasetçilerin bir kısmı da Adnan kahveci ve Muhsin Yazıcıoğlu gibiler o siyaset yolunun çakıl taşları olarak hayatlarını kanlarını canlarını verenlerdir.

                Farkındalık çok önemlidir. Bir şeylere bakarız, görür gibi oluruz ama bu görüntünün gerisindeki asıl anlamı fark edebilmek çok önemlidir. Cumhuriyet rejimini getiren irade Ankara gibi köhne bir kasabayı da başkent yapmış, bu köhne başkent ise yıllar içinde bacasız sanayi olarak tabir edilen siyasetçiler ve onların finans kaynakları yerli ve yabancı finans merkezlerinin sponsorlukları ile  ihya olup 100 yıl sonunda payitaht İstanbul’un ardından  Türkiye’nin ikinci büyük şehri olabilmiştir. Devletimiz ilk defa başkentini batıdan doğuya taşımıştır. Küresel batı İstanbul’a göz diktiğinden öncelikle İstanbul’u başkent olmaktan çıkartmış ve devletin kazığını bozkırın ortasına Ankara’ya çakmış ve adeta bizi oraya bağlamıştır. İpimiz ise Ege adalarına kadar dahi uzanmamaktadır.

                Devletimiz yüz yıllık ömrünün son çeyreğinde yeniden zincirleri kırmak, ipotekleri kaldırmak ve yeniden tarihi misyonuna sahip olmak için az gelişmişliği ve edilgen yapısını aşmak yolunda gayret gösterirken ezeli düşmanımız içimizdeki siyasetçileri devşirerek ve kitleleri uyutarak bu silkinme ve şahlanma hamlesini akamete uğratmak için türlü projeler devreye sokmuştur.

                Geçmişte Osmanlıyı zaafa uğratan ve son dönemde tamamen güçten düşüren iki hareket Türkçülük ve İslamcılık olmuştur. Çok uluslu ve dinli bir devletin varlığını sürdürmesi için kendi ana Türk-İslam özüne zarar vermeden bütün unsurları tarihte olduğu gibi kucaklaması icap ederken özellikle siyonizmin teori ve pratiği ve devşirmeleri ile beslediği ve organize ettiği Türkçü ve İslamcı hareketin ortaya çıkmasıyla koca devletimiz parça parça olmuş ve küçük Asya dediğimiz Anadolu yarımadasına sıkışıp kalmıştır.  Cumhuriyetin ilanı ile devleti kuran irade devletimizi; ordu, yargı, bürokrasi, sermaye ve basın olmak üzere beş etkili gücün eline avucuna bırakmıştır. Ve geçen zaman içinde bir elin beş parmağı gibi sistem gerektiği zaman gereken güçleri devreye sokarak avucuna aldığı sistemi istediği zaman istediği gibi revize ve restore ederek ruhumuza vurduğu zinciri sağlamlaştıra sağlamlaştıra bizi ezmeye ve yönetmeye devam etmiştir. Devletimiz yine geçmişte olduğu gibi Türkçü İslamcı ayrışmasının yanına Kemalizm ve komünizm gibi birkaç kavram daha yerleştirilerek devşirilmiş siyasetçi mangalarıyla kaotik bir sürecin içine sokulmak istenmektedir. Fakat her nasılsa uzun bir sürecin sonunda milli görüşçü İslamcı yapı AKP ile Türkçü milliyetçi MHP bir araya gelmekle 100 yıllık cumhuriyetin son çeyreği -ki az bir zaman değildir dörtte biri- istikrar içinde gelişme ve kalkınma yolunda büyük mesafe katetmiştir. Devletimizin bulunduğu coğrafi bölgede artık eskiden olduğu gibi çok rahat hareket edemediğini gören küresel güçler yeniden devletimizi güçten düşürmek ve edilgen bir yapıya dönüştürmek için türlü projelerini devreye sokmuşlardır. Bu çerçevede:

-Siyasetçiler devşirilmektedir.

-Toplum sosyal medya yoluyla manipüle edilmektedir.

-Siyasi partiler bölünerek ve parçalanarak siyasi arena bir siyasi parti çöplüğüne dönüştürülmüştür.

-Manevi değerlerimiz; din, aile, eğitim, terbiye, sağlık ve adalet kurumlarımız insanımızla paralel dejenere edilmiş yozlaştırılmıştır.

Yazacak, söylenecek şey bitmez de kısa kesip toparlayalım, arif olan anlasın diyelim. İnsanımız hem ipten kazıktan kurtulmuş gibi başıbozuk ve anarşist, öte yandan  boynuna taktığı ipi eline almış yok mu benim ipimden tutup çekecek der gibi aptallaşmış, tapacak ölü ya da diri put arar gibi bir aptalca arayış içinde acınacak haldedir. Böyle bir zamanda toplumun Nurettin Topçu gibi Necip Fazıl gibi fikir adamlarına ve Gönenli Mehmet Efendi gibi gönül sultanlarına ihtiyacı varken toplumumuz maalesef devşirilmiş siyasetçiler elinde bozuk para gibi harcanmaktadır. Yakın geçmişteki Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş, Bülent Ecevit gibi siyasetçilerin ölümleri ile geride kalan sadece Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehit edilmesinden sonra siyasi arenada bölme, parçalama ve dönüştürme projesi başlatılmıştır. Necmettin Erbakan’ın vefatı sonrası milli görüş hareketinden (AKP az önce kuruldu) AKP, SP, Yeniden RP adında üç parti, AKP den DEVA, Gelecek Partisi, MHP den İyi Parti, sonra Zafer Partisi, BBP den Milli Yol Partisi, Anahtar Parti ve bir de tam bağımsız Atatürkçü tarikat partisi olarak Bağımsız Türkiye Partisi. Bu partilerin hepsi milliyetçi muhafazakar ve İslamcı görünümlü ve sadece iki hareketten doğmuş partiler. Tabii bu kadar parti varsa en az bu kadar devşirilmiş siyasetçi vardır. MHP içinden devşirilmiş olan Meral Akşener(emekli oldu) ve Müsavat Dervişoğlu ve Ümit Özdağ, BBP içinden devşirilmiş Remzi Çayır ve Yavuz Ağıralioğlu, Ak partiden devşirilmiş Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan, yine rahmetli Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan, şeyhlikten siyasetçiliğe Haydar Baş’ın oğlu ve bir de onca siyasi geçmişten sonra mekanı terk edip sırtını dönen Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibiler ve en kötüsü CHP içinde hayat bulan CHP ye sığınmış Cemal Enginyurt, Abdüllatif Şener ve Şevket Demirel’in damadı İlhan Kesici, bu siyasi rüzgarda savrulanlardan Namık Kemal Zeybek ve Enis Öksüz. Bu profesyonel siyasetçi halkaları böyle uzayıp gider.

Siyaset derken, hizmet için siyasetten ekmek için siyasete ve profesyonel siyasetçiliğe dönüşen ilkesiz bir yolda savrulmak ne kadar kötüdür. Örneğin Bülent Arınç. Yılların avukat Bülent Abisi. Manisa’dan çıkmış gelmiş Necmettin Erbakan’ın yanında geçirdiği onca yıldan sonra önce rahmetli Erbakan’a sırtını dönmüş, devamında Recep Tayyip Erdoğan’a da kazan kaldırmış, her fırsatta sivri dilini Ak partiye karşı kullanmış, CHP ve bölücü  kürtlerle flörtünü sürdürmüş, öte yandan iki dönemdir her nasılsa hangi hesaplarla Ak Partiden İstanbul milletvekili yapılan oğlu Mücahit’in kolundan tutup çekmemiş, ne yardan geçerim ne serden mantığı ile siyasi yaşamını sürdürmektedir. Yıllar önce Bülent Kar beyi Manisa’dan belediye başkan adayı ve belediye başkanı yapmıştı. İkinci dönem aday gösterilmesi düşünülürken Ak Parti genel merkezine bir yazı gönderip “Bülent Kar’ı yeniden aday gösterirseniz ve Bülent Arınç Manisa’dan elini çekmezse kaybedeceksiniz” demiştim. Nitekim dinlemediler, Bülent Kar kaybetti ve devamında Bülent Arınç’ın Manisa’dan fiilen el çekmemesi yüzünden Manisa CHP ye teslim edildi.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun toy bir delikanlı iken elinden tutup emek verdiği ve yetiştirdiği Yavuz Ağıralioğlu ve onun yüzünden MHP den kopmak zorunda kaldığı Remzi Çayır ve diğerleri. Milli İradeyi   dilim dilim dilmekten başka ne işe yararsınız ve bu finansmanı nereden bulursunuz?.....

Siyasi arenada temiz siyaset yapmak çok zor bir iştir. Temiz siyaset yapamazsanız eğer ucu veya kötü dışarıda olan sermayenin yemlediği ve finanse ettiği beygirlere dönüşürsünüz. Ya da inatla ve israrla temiz siyaset, hizmet için siyaset derseniz eninde sonunda Muhsin Yazıcıoğlu, Adnan Kahveci gibi ömrünüz kısa olur veya Hasan Celal Güzel gibi sızlana sızlana kahrolur vefat edersiniz ya da Erkan Mumcu gibi unutulur gidersiniz

Bu satırlar birilerinin talimatıyla kaleme alınmadı. Bu aziz milletin hür ve bağımsız düşünebilen bir ferdi olarak diyorum ki; “maskenizi yırtıyorum, herşeyin, her oyunun farkındayım, kim olduğunuzu biliyorum, ne yaptığınızı görüyorum.”

16 Nisan 2026 Perşembe

EĞİTİM SİSTEMİMİZE BİR TEKLİF

İlkokul 1. Sınıftan itibaren on ikinci sınıfa ve hatta üniversite son sınıfa kadar her sınıfın rehber öğretmeni şöyle seslense idi:

 

Sevgili çocuklar-öğrencilerim-sevgili gençler;

Ben, devletimizin verdiği görev ve yetki ile öğrenim yılı başından sonuna sizlerle birlikte olacak, zaman zaman sizlere seslenecek, zaman zaman sizleri sınıfta veya istediğiniz zaman özel olarak dinleyeceğim. Bu görevimi yaparken sizleri incitmeden ve rahatsız etmeden sizlerle iletişim kurmayı gaye edineceğim. Sizlerin bundan sonraki hayatınızda ve hafızanızda iyi bir eğitimci, iyi bir öğretmen, iyi bir insan olarak yer etmek istiyorum.

Bu çerçevede olmak üzere sizlerin de ölüme kadar sürecek hayatınız boyunca aldığınız ve alacağınız eğitimle beraber sırası ile;

-anne veya babası olmayanların bu yoksunluğunu paylaşarak iyi bir evlat,

-abi veya abla iseniz iyi bir abi veya abla veya iyi bir kardeş,

-çevrenizde iyi bir dost ve arkadaş,

-okulunuzda iyi bir öğrenci,

-hangi aşamaya kadar okursanız okuyun mesleğinizde iyi bir esnaf veya sanatkar veya doktor veya mühendis veya hukukçu veya öğretmen,

--iyi bir mesai arkadaşı,

-evlendiğinizde iyi bir eş,

-evlat sahibi olduğunuzda iyi bir anne-baba,

-İyi bir akraba, amca dayı, hala teyze,

-iyi bir komşu,

-iyi bir anne anne veya babaanne veya nine veya dede,

-ve çok önemli bir ayrıntı olarak “dininiz-inancınız, etnik kökeniniz ne olursa olsun iyi bir Müslüman veya hıristiyan veya başka bir inançta veya inançsızlıkta olun,  kimliğini taşıdığınız devlete sadakatle bağlı iyi bir vatandaş,

-kısaca “yaradılmışı severim yaradandan ötürü” prensibi ile hareket eden iyi bir insan olmayı hedeflemeli, bütün gücünüzü ve varlığınızı bu yolda bu hedeflere ulaşmak için harcamalısınız.

Unutmayınız ki dünyada iyiler ve kötüler vardır. Kötüler ne kadar kötülükte israrlı ve inatçı olursa olsun bu mücadeleyi daima iyiler kazanacaktır.

Hepiniz severek isteyerek veya istemeden ailenizin isteği ile bu okula geldiniz. Gelmeseydiniz devlet ailenize yaptırım uygulayacak ve belki zorla sizi okula gelmenizi isteyecekti. İşte devletin böyle idaresi altındaki vatandaşlarını zorlama gücü vardır.

-devlet bu güce sahiptir.

-devletin verdiği yetki ile devletin askeri veya polisi veya adli ve idari amirleri ve yetkilileri bu güce sahiptir.

-aile içinde baba ve anne çocuklarına karşı yasaların verdiği yetki ve velayet hakkı ile bu güce sahiptir.

-okullarda müdür ve yardımcıları ve öğretmenler disiplin yönünden bu güce sahiptir.

-işyerlerinde işverenler, veya idari birimlerde mülki ve idari  amirler, müdürler yasalarla bu güce sahiptir.

Dolayısı ile hiyerarşik olarak toplu yaşam hak ve borçlarla bezenmiş bir haldedir. Haklarımız vardır, borçlarımız vardır. Dolayısı ile hiçbir şahsın sınırsız hakkı ve özgürlüğü sözkonusu değildir. otoritenin olmadığı yerde anarşi vardır, başıbozukluk vardır, kargaşa vardır, kaos vardır. Sizler ve bizler okullarda, birlikte yaşamanın, iyi bir eğitim almanın ve yukarıda saydığımız gibi her konuda ve alanda iyi olmanın, bir başka ifade ile iyi bir insan olmanın gayreti ve eğitimi içinde olacağız.

Ne demiştik; otoritenin ve disiplinin olmadığı yerde anarşi ve kargaşa vardır. Hiç unutmadığım bir örnektir; gökyüzünde süzülen ve kendini yüksekte tutan ipten şikayet eden aptal uçurtma gibi olmayın. Uçurtma zanneder ki daha yükseklere çıkmasına bağlı olduğu ip engel olmaktadır.  Oysa ki uçurtmayı yüksekte tutan bağlı oldu iptir. Bizleri de insan olarak çukurlardan çıkaran ve yükseklere taşıyan bağlı olduğumuz inancımız ve değerlerimizdir. Onları kaybedersek herşeyimizi kaybederiz.  O zaman devletin eğitim için yaptığı bütün yatırım ve ailelerinizin yaptığı fedakarlıklar boşa gidecek, heba olacak ve hepsinden önemlisi sizlerin hayatı heba olacaktır. Sizler her gün okula geliyorsunuz, anne ve babalarınız sizleri okutmak için türlü fedakarlıklara katlanıyorlar. Sizler bu gerçeğin şuurunda ve sorumluluğunda olmak zorundasınız. Bu bir istek değildir, bu sizlerin mutlu geleceği ve, ailelerinizin dahi huzuru ve toplumun dahi güzel yarınları için olmazsa olmaz bir mecburiyettir. Bu çerçevede okulda öğretmenlerinizin ve evde ailenizin yönlendirmesi doğrultusunda kendinizi geliştirmek yönünde gayret etmemeniz ve duyarsız ve kayıtsız kalmanız ile müeyyide gerektirecek yanlış davranışlar göstermeniz  halinde okulda disiplin soruşturması ve kovuşturması ile karşılaşmak yanında aileleriniz  yanlışlarınızın mağduru olacaktır.

Sizlerden beklentimiz anlattığım ve açıkladığım çerçevede iyi bir öğrenci, iyi bir evlat, iyi bir arkadaş ve iyi bir insan olmak yolunda her yeni günde iyi ve güzel bilgiler öğrenmek için gayret göstermeniz, kavgasız, dövüşsüz, verimli bir okul ve sonrasında iş hayatına sahip olmanız ve hayal ettiğiniz hedeflere ulaşmanızdır.

Kısaca açıkladığım çerçevede her dersimizde ve istemeniz halinde ders dışı zamanlarda dilediğiniz her konuda, her türlü dert ve sıkıntılarınızı paylaşacağımı unutmamanızı rica eder, hepinizi sevgi ile kucaklarım çocuklar. Hep birlikte daha iyiye, daha güzele, daha mükemmele ve daha güzel yarınlaradır yolculuğumuz. Bu dersten sonra evinize döndüğünüzde ilk yapacağınız şey anne baba ve varsa diğer büyüklerinizin ellerini öpmek ve “iyi ki benim anne-babamsınız, iyi ki beni dünyaya getirmişsiniz, sizlere layık bir evlat, iyi bir insan olacağım, söz veriyorum” demek olsun. Şunu unutmayın çocuklar; “iyilik te kötülük te bulaşıcıdır, ortamı veya bir şeyi güzelleştiren güzellikten, çirkinleştiren çirkinlikten nasibini alır”.