Değişik
zamanlarda ve zeminlerde bir yaratıcının olmadığına yönelik görüş ve
düşüncelerin ortaya atılmasının da ötesinde adeta aşağılayıcı ve hakaret ihtiva
eden ifadelerle, İslamın çöl bedevilerinin dini olduğu, kuranın Allah kelamı
olmadığı gibi hezeyanlar yüzünden işbu kısa yazı kaleme alınmıştır. Gayemiz
usulünce inanmayanları saldırganlıktan vazgeçmeye davet etmek ve zihinlerdeki
bulanıklığı gidermektir.
İslamda
zorlama ve farklı inançları aşağılama yoktur. Hatta Kuranda Allah Enam suresi 108.
Ayette şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler, onların Allahtan başka
taptıklarına (putlarına) sövmeyin ki onlar da bilmeyerek haddi aşıp Allah’a
sövmesinler.” Yine Kafirun suresi son ayette “senin dinin sana, benim dinim
banadır” buyuruyor Allah. Allah dini elçileri vasıtası ile tebliğ etmiştir.
Zorlama yoktur. İnanmak veya inanmamak kişilerin kendi tercihleridir. Ancak
inanmayanların da inananların inançlarını horlama aşağılama ve küçümseme hakları
ve yetkileri yoktur. Allah, pek çok farklı ayette; “ey insanlar”, “ey iman
edenler”, “ey akıl sahipleri,” diye hitap ettiği gibi bazı ayetlerinin sonunda
da “düşünmez misiniz”, “akletmez misiniz”, “görmez misiniz” gibi hitaplarla
verdiği misallerle bizleri düşünmeye, tefekkür etmeye davet eder. Biz de bu
tefekkür etme çerçevesinde birkaç konu üzerinden misaller verecek ve varsa
zihinlerdeki bulanıklığı gidermek maksadıyla sizleri düşünmeye davet edeceğiz.
Bir
fizikçi maddeyi inceler, madde moleküllerin birleşmesinden meydana
gelmiştir. Molekül atomların
birleşmesiyle meydana gelir. Atom ise çekirdekteki proton nötronlar ile çekirdek etrafında yörüngesinde dönen
elektronlardan ibarettir. Çekirdekteki nötronlar nötrdür. Protonlar artı
elektrik yüklü elektronlar eksi elektrik yüklüdür. Proton elektronları çeker. Yüksek
bir hızla dönen elektronlar merkezkaç kuvveti ile itme ve çekmede dengede
kalır. Elektronlar dönme hızı azalırsa merkezkaç kuvveti azalır çekim gücü
artar ve yavaş yavaş yörünge küçülür ve sonunda elektron ile çekirdek
arasındaki boşluk sıfırlanır ve elektronların çekirdeğe yapışması icap eder. Yalnız çekirdek
ile elektron arasındaki boşluk çok fazladır. Kütleyi bu boşluk oluşturur.
Elektronların dönerken sürtünme nedeniyle enerji kaybı olacağından yavaşlayıp sonunda
çekirdeğe yapışması icap eder demiştik. Bunun olmaması için elektronların sürtünme
nedeniyle kaybettiği enerjiyi takviye eden bir dış etki olmalıdır. Araştırmacı
fizikçi bu takviye edici gücü bilimsel olarak asla bulamaz ve vardığı sonuç: “bu
güç Allah’ın gücüdür” der ve iman eder. Eğer o takviye güç olmasa mesela
dünyamızın kütlesi iri bir portakal kadar olması gerekir. Bu bilimsel sonuçtur.
Dünya da güneşin çekim kuvveti ile güneş etrafında yörüngesinde dönerken merkezkaç
kuvveti ile güneşin çekim gücü dengesinde sabit yörüngede sabit hızla
dönmektedir, dünyamız kendi etrafında ise 40.000/24=1666,66km/60=27,7km=27700
m/60=462,96 m hızla dönmektedir. Ses hızı saniyede 343 metredir. Dünyamız kendi
etrafında saniyede sesten hızlı 462 metre hızla dönmekte olduğu halde bu
dengeyi sağlayan yüce yaradan isterse dünyada yaprak kıpırdatmaz dilerse
kasırga ve tayfunlarla ve depremlerle dilediği yeri yerle bir eder. Güneş ve
dünya arasındaki mesafe 150.000.000 km gibidir. Güneşten çıkan ışınlar dünyaya
ışık hızı ile ancak 8.5 dakikada gelebilmektedir. Dünyanın güneş etrafındaki
yörünge uzunluğu 940.000.000 km dir. Dünyanın bu yörünge üzerindeki dönüş hızı
ise saatte 107.000 km dir. Dünyanın güneş etrafındaki dönme hızı saniyede 30 km
gibidir. Bir başka ifade ile sesten 87 kat daha hızlı dönmektedir. Kendi
etrafında da sesten hızlı dönmekteydi. Evren sadece güneş ay ve diğer
gezegenler ve yıldızlardan ibaret değil. Güneş sistemi samanyolu galaksisi
içinde bir sistemdir. Samanyolu galaksisi ise 100-150 bin ışık yılı çapında bir
galaksidir. Sayısız galaksiden sadece birisidir. Galaksilerden sonra nebulalar
geliyor. Yani kainat bir sonsuzluğun içinde bir zerre gibidir.
Yukarıda
demiştik ki atom çekirdeği etrafında dönen elektronların hızla yörüngelerinde
dönerken sabit hızla dönmeleri için sürtünmeden dolayı kaybettikleri enerjinin
takviyesine son verilmesi halinde elektronların hızı düşer, merkezkaç kuvveti
azalır, çekirdeğin çekim gücü artar ve elektronlar çekirdeğe yapışır. Böyle bir
halde dünyanın kütlesinin büyüklüğü iri bir portakal kadar olur. Bu hal bütün
kainattaki galaksiler için söz konusu olduğunda şu an sonsuz gördüğümüz
kainatın bir küçük kamyonete yüklenebilecek kadar birkaç sepet portakaldan
ibaret olabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Şimdi bir
başka misal verelim: Allah kuranda şöyle bir ayetle yağmuru bildirmektedir.
O, gökten ölçüye bağlı olarak su
indirmiştir. Onunla ölü bir bölgeyi canlandırdık. İşte siz de böyle
çıkarılırsınız.(Zuhruf/11)
Ayette
ölçüden bahsediliyor. Yağmurdaki ölçüyü şu rakamlarla kısaca ifade edeceğiz. Kur’ân,
1400 yıl önceden yağmurun ölçüye bağlandığını haber vermektedir. Son yüzyılda
yapılan araştırmalarla yağmurun nasıl yağdığı, dünyadaki suyun çevrim
özellikleri iyice anlaşıldı. Keşfedilen gerçeklerden biri de dünyaya her sene
aynı miktarda suyun yağmur olarak yağdığıdır. Bu değer saniyede 16-17.000.000
(onaltı-onyedi milyon) ton arasındadır. Böylelikle dünyada senede
500.000.000.000 tonun (beşyüzmilyar ton) üzerinde yağmur yağmakta ve bir o
kadar da su göğe doğru buharlaşmaktadır. Bu değerler her yıl sabittir. Bulut,
su buharı şeklinde doğan, fakat hemen çok küçük su zerrelerine dönüşen fizikî
bir yapıdır. Bu yüzden suyun genel özelliklerinden farklı olarak bulutlar -30
derecede bile donup düşmezler. Kur’ân’da dikkat çekildiği gibi gökyüzünde
dağlar gibi bulutlar vardır, ama şiddetli soğuklar bile bunların buzdağına
dönüşüp insanların üzerine düşmesine sebep olmamaktadır. Bulutların ve yağmurun
oluşumundaki ince düzenleme olmasaydı, suyu yaratan, suyun kimyasal
özelliklerindeki ölçüleri gereği gibi ayarlamasaydı, hiç şüphesiz bu sistemin
işlemesi mümkün olmazdı.
Balkondan
aşağı birkaç kiloluk bir cismi bile attığımızda nasıl düştüğünü görmekteyiz. Su
dolu bir leğeni alıp balkondan aşağı boşaltsak toplu bir halde ve hızlı bir
şekilde suyun nasıl zemine çarptığını görürüz. Oysa Allah, dağlar gibi
bulutlardan tonlarca suyun yeryüzüne yağışını o kadar mükemmel bir şekilde
programlamıştır ki; tane tane yağan yağmur bela değil, rahmet olmaktadır.
Kaldırma kuvvetinin dengelemesi ile yağmur yumuşak bir iniş yapmaktadır. Bu
Allah’ın fizik kurallarıyla yarattığı harika bir sanatıdır. Düşmenin ve hızın
bu şekilde dengelenmesi fiziksel formüllerle de tarif edilebilir. Bu tarif
edilebilirlik, bu hesaplanmışlık, hep Allah’ın yağmuru ölçülere bağlı yaratması
ile olmuştur.
YAĞMUR
HAYATTIR: incelediğimiz âyetin devamında
Allah, yağmurun ölü bir bölgeyi canlandırmasından bahsetmektedir. Bilindiği
gibi yağmurun yağışı sayesinde kuru topraklar ekin vermekte, bitkiler var
olabilmektedir. Yağmur her şekilde bitkilerin ve bakterilerin canlanma kaynağı
olmaktadır.
Kar taneleri ise adeta sonsuz sayıda
taneler halinde yağar her mevsim değişik bölgelerde. Kar taneleri düşerken asla şekilleri bozulmaz ve birbirlerine yapışmazlar. Bu kar tanelerinin
her birinin kendine özel bir geometrik
şekle sahip olduğu ve hiçbir kar tanesinin diğerine benzemediği bilimsel olarak
tesbit edilmiştir.
Kainattaki ve dünyadaki
herşey bir ölçü ve denge içinde yaratılmıştır. Bu sürekli bir dengedir. Örneğin
insan en büyük ve en mükemmel bir bilgisayar gibidir. Tüm fiziki ve ruhsal
yapısı, sindirim ve boşaltım sistemi, sinir sistemi, iskelet ve kas yapısı, kan
dolaşımı ve damar yapısı ve solunum sistemi vs. Kısaca insandan başlarsak
sivrisinek ve örümceğe kadar her türlü canlı hayvan ve bitkiler öylesi bir ölçü
ve denge içinde yaratılmıştır ki insanoğlu bu canlılar ve bitkiler alemindeki
ve evrendeki ölçü ve dengeyi düşünme ve tefekkürle geçirse ömrünü ömrünün
sonuna kadar bu tefekkürden çıkamaz. Yaradan bir ot olan bal kabağı bitkisinde
büyük bir meyveyi, çam ağacı gibi büyük ağaçlarda ise kozalak gibi küçük
meyveleri koymaktadır. Kuranda da sivrisinek misali verilmiştir. Ve tanrılık iddiasındaki
Nemrut burnundan giren sineğin beynine kadar girmesi nedeniyle kafasını
birşeyler vura vura kendini acılar
içinde öldürmüştür.
Konuyu uzatmayalım, güneş dünyaya az biraz yakın olsa idi sıcaktan kavrulacağımız gibi biraz uzak olsa donacağımız nasıl bilimsel bir gerçek ise ay dünyaya biraz daha yakın olsa idi med ve cezir nedeniyle denizlerin sahillerden her med cezir zamanında kilometrelerce kabaracağı ve çekileceği de bilimsel bir gerçektir. Eğer ay dünyaya biraz daha yakın olsa idi sahillerde kilometreler genişliğinde gelgitler nedeniyle kullanılamayan alanlar oluşurdu ve sahilleri ekonomik olarak kullanmamız ve hatta denizlere girmemiz bile mümkün olmazdı. Allah güneş, dünya, ay ve diğer gezegenler ve yıldızlar arasındaki mesafeyi ve yörüngeleri öylesine bir ölçü ve denge içinde tutmaktadır ki ne bu ölçü dışına çıkarlar ne de birbirlerine çarpmadan kendi yörüngelerinde belirlenen hızda dönmeye devam ederler.
Bazı inanmayan kişiler ölünce gübre olacaklarına inanmakta da özgürdür. Allah ta elçileri de zorlamaz. Dinde zorlama yoktur. İman bir nasip işidir, inanmak veya inanmamak kişilerin tercihleridir vesselam.