15 Şubat 2026 Pazar

GÖZARDI ETTİĞİMİZ MESELELER VE TEHLİKELER VE TEKLİFLER

 

Devletimiz ve milletimiz için idareciler ve toplum tarafından görünmeyen ya da gözden uzak tutulan tehlikeler söz konusudur. Bunları kısa başlıklar halinde özetlemek istiyoruz.

1-Otoritesizlik, anarşizm ve kargaşa demektir. Özellikle orduda olmazsa olmaz olan hiyerarşi sivil hayatta tamamen dejenere edilmiştir. Anne baba otoritesi yoktur. Koca otoritesi de yoktur. Öğretmen otoritesi de tamamen bitmiştir. Dünyanın bir numaralı adamı Trump’ın elini tutmayan eşi bütün dünyanın gözü önünde kocası Trump’a güya diş göstermektedir. Bugün kameralar önünde Fransa devlet başkanı Macron eşinden bir tokat yemiştir. İnsanlar arasındaki bu hiyerarşi kopukluğu, sevgi ve saygının tükenişi tüm dünya toplumları için büyük tehlikedir. Kadın ve çocuk saltanatı geleceğimizi tehdit etmektedir. Yasal mevzuatta, terbiye ve eğitim konusunda eksiklerimiz vardır.

2-Uzunca bir zamandır sokaklardaki başıboş köpekler adeta dokunulmazlık kazanmış ve sokaklarımızı caddelerimizi, parklarımızı, bahçelerimizi, piknik alanlarımızı işgal etmiştir ve hızla çoğalmaktadırlar. İnsanlarımıza ve ağıllardaki hayvanlarımıza saldırmaktalar. Vahşi hayvanlardan daha tehlikeli olma yolunda hızla ilerliyorlar. En vahşi hayvanlar bile insanlardan kaçar ve çok mecbur kalmadıkça saldırmazlar. Fakat sokak köpekleri insanlara çok yakındır, korkmuyorlar ve sürülere dönüşerek yedikleri çiğ etlerle gün geçtikçe daha da vahşileşiyorlar. Kuduz tehlikesi  ve sokaklardaki köpek dışkıları ve havaya karışan mikrop ve parazitler ayrıca tehlike oluşturuyor. Çok yakın gelecekte bu köpeklerin kitleler halinde itlafı gündeme gelecektir ve gerçekten yazık olacaktır.

3-Bir milletin ve toplumun geleceği olması gerektiği oranda üreme ve çoğalma ile inşa edilir. Son elli yılda özellikle 60 lı yıllardan itibaren küresel güçlerin dayatması ile, doğum kontrolü ve aile planlaması merkezlerinin faaliyetleri sonucunda kadınların doğurganlığı ve doğumlar azalmıştır. Artık bu milleti yok etmek için top ve tüfeğe ihtiyaç yoktur. Beklemek yeterlidir. Gerekli tedbirler alınmazsa Anadolu Türklüğü en geç elli yıl sonra tamamen azınlığa düşecek ve vatan elden gidecektir. Bu üstü kapalı-örtülü soykırımdır. Aile kurumu dejenere edilmiş, evlilik zorlaştırılmış, doğumlar azalmıştır. Ayrıca Türkiye sezaryenle doğumda nerede ise dünya birincisidir. Sezaryen yine gizli soykırımın bir başka yüzü ve doğurganlığı ve doğumları azaltan başka bir etkendir. Bu düşmanın stratejik saldırısının bir yansımasıdır.

4-Toplumun her kesiminde bir ahlak dejenerasyonu yaşanmaktadır. Ticarette, siyasette, alış verişte, her türlü üretim ve pazarlamada, dinde ve diyanette, zirai ve sınai üretimde, eğitimde, tıpta ve diğer alanlarda hile ve istismar ve suiistimal olmazsa olmaz kural haline gelmiştir. Bütün değerlerin ve kavramların içi boşaltılmıştır. Anne, anne değildir, baba baba değildir. Kardeş, arkadaş, dost, komşuluk gibi hiçbir saygı duyulacak  bağ ve bağlantı bırakılmamıştır. Akrabalar, kardeşler arası sevgi ve saygı yerini düşmanlığa bırakmıştır. Miras yüzünden mahkemelik olmayan yok gibidir. Okullarda eğitimde kalitesizlik, hastanelerde ticari kaygı ve istismar, üretimde ve ticarette hile hurda sıradanlaşmıştır. Hiçbir bir yerde güvende değiliz. Örneğin bir mağazada soyunma kabininde veya bir otel odasında veya bir banyo veya WC de gizli kamera olup olmadığını bilmiyoruz. Gittiğimiz hastanede tedavi edecek doktora, bir uyuşmazlıkta gittiğimiz bir hakime veya savcıya güven duyamıyoruz. Hastalığımız nedeniyle aldığımız ilaçların ne kadar faydalı olduğundan şüphemiz vardır ve ne kadar zararlı olduğundan ise hiç şüphemiz yoktur. Kaldı ki okumadığımız ilaç prospektüslerinde bile sayfalar oluşu yan etkilerden bahsedilmektedir. Bütün bunlara rağmen en azından ilaçlar kadar zararı ve yan etkisi olmayan bitkisel tedavi yöntemlerinin adı ise her nedense “alternatif tıp” diye küçümsenmektedir.

5-Toplum gerçekten hasta bir toplum haline getirilmiştir. Psikolojik destek ve psikiyatrik tedavi adı altında toplumun büyük çoğunluğu klinik vaka hasta olarak damgalanmış, muhtelif yeşil reçete haplarla insanlar uyuşturulmakta ve hapkolik yapılmaktadır. Özellikle şeker, kolestrol ve prostat gibi kronik rahatsızlıklarla ilgili verilen ilaç raporları ile toplumun büyük kesimi ilaç bağımlısı yapılmıştır. SGK nın  raporlu ilaç ödemesi olarak aylık ne kadar ödeme yaptığı merak konusudur. Devletin gücü ve varlığı ilaç sektörü tarafından hortumlanmaktadır. İlaç sektörü silah sektöründen tehlikeli bir sektöre dönüşmüştür.

6-Gıda sektöründeki sahte ve zararlı üretimler sağlığımızı tehdit etmektedir. Devlet merdivenaltı ve sağlığa zararlı gıda üretiminin önüne geçememektedir. Yediğimiz içtiğimiz gıda maddelerinin insan sağlığına çok zararlı olduğunun farkındayız ancak elimizden hiçbir şey gelmiyor. Doğal hiçbir gıda kalmadı. Tamamen genleriyle oynanmış veya kimyasallarla üretilmiş gıda maddelerini tüketmeye mahkum ve mecbur olduk.

7-Hukuki mevzuatımızın acilen elden geçirilmesi ve önemli değişiklikler yapılması gerekmektedir;

- İnfaz yasası cezaların layıkı ile infaz edilmemesi için çıkarılmış gibidir. Yapanın yaptığı yanına kalmaktadır. Cezalar yetersiz ve caydırıcı olmaktan uzaktır. Mağdurların mağduriyetlerinin giderilmesi öncelikli bir ceza sistemi olmalıdır. Cezalar ağırlaştırılmalı, caydırıcı hale getirilmelidir. İdam cezası yeniden uygulanmalıdır. Hükümlüler aldıkları cezanın yarıdan azını değil tamamını yatmalıdır. Verilen hapis cezasının yatarı nedir sorusu artık sorulmamalıdır. Hükümlüler cezaevinde kaldıkları sürenin konaklama ve yemek bedelini ödemelidir. Cezaevlerinde iş atölyelerinde çalışacak olan hükümlüler hem meslek sahibi olmalı, hem yatış maliyetlerini, hem de işledikleri suç nedeniyle verdikleri zararı telafi etme yönünde katkı sağlamalıdır. Ve devlet işlenen suçlar nedeniyle mağdur olan insanlarımızın mağduriyetlerini birinci dereceden devlet olarak gidermek zorundadır.

- Aile hukuku mevzuatı değiştirilmelidir. Boşanma tek taraflı ihbar ile gerçekleşmelidir. Devlet kişileri ne evliliğe ne evli kalmaya ne de boşanmaya zorlayamaz. Evlilik ve aile kişilerin müşterek iradesi ile kurulan ve yürütülen bir kurumdur ki müşterek irade bittiğinde evlilik te biter. Bu kolaylaştırma  kişileri evliliklerini koruma yolunda daha titiz ve hassas  olmaya teşvik edecek ve boşanmalar azalacaktır.

8-Devlet eğitimde devrim niteliğinde reform yapmalıdır. Ortalama 17 yıl gibi bir okul eğitimi alan üniversite mezunlarımız tamamen vasıfsız, yetersiz, hiçbir işin ucundan tutamayacak kadar beceriksiz ve sonuç olarak işsiz ve ayrıca asgari dini, ahlaki ve örfi değerlerden uzak, tabiri caiz ise ahlaksız ve kişiliksiz bir halde işsizler ordusuna katılmaktadır. Öğretmenlerimiz yetersiz, eğitim mevzuatımız ve müfredatımız kifayetsiz, dolayısı ile okullarımız eğitim değil de anarşi yuvaları haline gelmektedir. Üniversiteler azaltılmalı, mesleki  teknik eğitim okulları artırılmalı, mecburi eğitim ise sadece dört yılla sınırlandırılmalıdır. Ana sınıfı ile beş yıllık mecburi eğitim yeterlidir. Bu beş yılda sadece okuma yazma ve dört işlem değil ahlak, ve terbiye merkezli eğitimle topluma faydalı, ailesine, topluma ve devletine bağlı, ahlaki değerlere sahip, kişilikli ve gerçekten insan nesiller yetiştirilmelidir. Düz liselerin ve ortaokulların tamamı mesleki okullara dönüştürülmelidir. Mecburi eğitim sonrası çocuklarımız isterlerse çıraklık eğitim merkezlerinde, isterlerse meslek ortaokullarında ve liselerinde üniversite öncesi iyi birer meslek sahibi olmalıdır. Dört dörtlük meslek sahibi olacak olan lise mezunlarımız isterlerse iş hayatına atılırlar, isterlerse kendi alanlarında üniversite tahsiline devam ederler ancak meslekleri olacağı için üniversite tahsili sırasında bile iş hayatına da dahil olup üretime katkıda bulunmaları mümkün olacaktır. Böylece üniversiteli  işsizler ordusu eriyecek, üretim gücümüz artacaktır. Bu arada tam bir garabet olan dil eğitim ve öğreniminde de çok keskin tedbirler alınmalı, her çocuğumuz üniversite öncesi birer yabancı dil sahibi olmalıdır.

9-Okullarımızdaki tatil konusuna ayrı bir başlık açmak gerekmiştir. Bizler çocuklarımızı devlet eli ile tembelleştiriyoruz. Ukraynalı bir hanımefendiden bizzat aldığım bilgi şuydu: Ukrayna’da okullarda yaz tatili diye bir şey yok. Biz yaz tatili dönemlerinde çiçek yetiştirme, boya badana yapma, dikiş nakış ve benzeri konularda eğitim alır ve dolayısı ile evimizdeki kendi ihtiyaçlarımızı kendimiz görürüz demişti. Ben altı yıl ortaokul lise yatılı okudum. Hafta sonları evime gittiğimde veya resmi tatillerde ve yaz tatilinde köyüme gittiğimde soluğu tarlada alırdım. Keza üniversite boyunca da tatil görmedim. Her tatil tarlada geçerdi. Ve yaz sonu okula başlamak şahsen bana tatile başlamak gibi gelirdi. Gelişmiş ülkelere bakalım Allah aşkına, Japonya, Çin gibi ülkelere bakalım göreceğiz ki bizim ülkemizde uygulanan eğitim tam bir aristokrat tembel eğitimidir. Çocuklarımızı tembel ve sorumsuz ve vasıfsız yetişkinlere dönüştürmekteyiz kendi ellerimizle. Ve devletimiz bu nesillerin katledilmesine nezaret etmektedir. Görüyoruz ki niteliksiz ve yetersiz eğitim, disiplinsiz, tembel, saldırgan, şımarık, kötü alışkanlıklara meyilli, aile, arkadaş, dost, kardeş, vatan, millet, toplumsal hak ve borçların ve sorumlulukların bilincinde olmayan yabani nesillerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Onca yıllık eğitim sonunda şerefi, haysiyeti, devlete ve topluma sadakati, sevgiyi, saygıyı, yardımlaşmayı, onurlu ve ahlaklı yaşamayı öğretemiyorsak bu “vah vah” la geçiştirilebilecek bir hal değildir. bu sorunları ortadan kaldırmanın yolu hem eğitim mevzuatında düzenlemeler yapmak hem de eğitim sevdalısı, ehliyetli ve liyakatli öğretmenleri yetiştirecek mesleki formasyon verebilecek yeterli sayıda öğretmen okulları açmamız gerekmektedir.

Yazımızı şimdilik (!) dokuz madde ile sonlandıralım. Kim duyar, kim anlar, kime kadar ulaşır bilemeyiz. Ancak dilimiz döndüğünce biz yazdık, söyledik, vebali yetkililerin ve idarecilerimizin  boynuna deriz.

14 Şubat 2026 Cumartesi

YARGIDA ADALET, AİLE, BOŞANMA , CEZA VE İNFAZDAKİ AKSAKLIKLAR

 Adalet toplumdaki düzen ve istikrarın, dünya ve ahiret iyiliğinin temel taşıdır.

Adalet hukuk sisteminde hakkın haksızdan alınıp haklıya teslimini temin eder. Ceza sisteminde ise toplumda suç oluşturan fiilleri işleyenlerin yargı yolu ile cezalandırılmasını, suçluların ıslahını böylece toplumdaki huzur ve istikrarın korunmasını sağlar.

Ülkemizde hukuk alanında görülen eksiklikler:

1-Yargılamanın çok uzun sürmesi.

2-Yasal mevzuattaki eksiklik ve yetersizlikler.

A-Kamu hukukundaki eksiklikler

B-Özel hukuk(ceza) hukukundaki eksiklikler

Yargılamanın uzun sürmesi konusu teknik bir konu olup kadro azlığı, personeldeki liyakat ve performans konuları idarenin tasarrufundadır.

2.maddenin A şıkkı ile ilgili ise özellikle aile hukukunu ilgilendiren konulardaki sıkıntıyı dile getirmek gerekiyor. Boşanma şartları ve konusu artık toplum ihtiyacına cevap veremez hale gelmiştir. Kısaca ifade edelim;

a-zina suç değildir,

b-nikahsız birlikte yaşamak artık gayrimeşru değil rutin hale gelmiştir.

Hal böyle olunca boşanmayı fevkalade zorlu ve uzun süreç haline getirmek ve nafakayı uzun yıllara yaymak evlilikleri azaltmakta ve çocuk sahibi olmayı da zorlaştırmaktadır.

Evlenmek için müracaat eden çiftler nikah öncesi mutlaka “evliliğin ve ailenin yasal ve psikolojik ve ahlaki temelleri” konusunda idarenin belirleyeceği aile danışma merkezlerinde en az 10 saatten az olmamak üzere yeterli zaman eğitim almalıdır.

Eski Medeni kanundaki “ailenin reisi kocadır” maddesi yeniden geri getirilmelidir. Toplumda her ticari veya sosyal kurumun veya mülki veya idari veya askeri birimin mutlaka bir müdürü veya amiri veya yetkilisi veya komutanı vardır. Aile ise çok başlı bir anarşi yuvası haline getirilmiştir. Ailenin reisi kocadır, ancak toplumun en küçük temel taşı olan ailenin reisliğini suiistimal eden, babalık ve  aile reisliği görevini ihmal eden kişi mağdur eş veya çocuğun müracaatı halinde cezalandırılmaktan başka aile mahkemesi hakimince yetkileri elinden alınıp aileyi temsil ve yönetme görevi eşe verilebilir.

Hiçbir gücün hiçbir kadın veya erkeği bir başka kadın veya erkeğe zorla karı veya koca yapmaya gücü yetmez, yetmeyecektir. Hal böyle iken boşanmak isteyen kadın ve erkeğe ahret sorgusu gibi boşanma nedenlerinin en mahrem ayrıntılarını ifşa etmeye zorlamak, haklılığını isbata zorlamak insan haklarına aykırıdır. Olması gereken şudur: boşanmak isteyen kadın veya erkek boşanma iradesini eşine noter kanalı ile tebliğ ettiği andan itibaren aile mahkemesi yasal ve usule uygun tebligatı gördüğü anda yapacağı ilk işlem boşanmayı nüfusa tescil etmektir. Ve devamında nafaka, velayet, tazminat ve mal paylaşımı konularını tarafların iddia ve savunmalarına göre sunulan deliller ve mevzuat çerçevesinde sonuca bağlamalıdır. Özellikle tedbir ve yoksulluk nafakası azami üç yılı geçmemelidir.

Görülmektedir  ki kadın ve erkeği evlilik içinde birbirine mahkum etmek, uzaklaştırma kararları ile çekişmeyi kangrene dönüştürmek evli kişilerin evliliklerini sonlandırmadan evlilik dışı ilişkilere zorlamakta, özellikle mal, tazminat, nafaka ve çocuk sorunu olmayan karı kocalar evlilikleri devam ederken başka partnerlerle yıllar süren ilişkilere girebilmektedir. Bu istikrarsız birliktelikler kadın ve erkekleri varsa çocukların yetersiz aile terbiyesi ve eğitimi ile büyümelerine ve geçinememe ve boşanamama korkusu ile çocuk sahibi olmamaya sürüklemektedir. Ve bu buhranlı dönem yüzünden işlenen suçlar da her geçen gün daha da artmaktadır.

Kısaca her türlü fuhşun, gece hayatının ve zinanın meşru ve sıradan hale geldiği bir toplumsal düzende adeta Katolik nikahı kıyılmış gibi sistemin güya nikahın namusunu korumaya kalkışması fevkalade yanlış ve anlamsızdır.

Günümüzde yetkililerin de açıkça ifade ettikleri gibi evliliklerin ve doğumların azalması, boşanmaların ise artması ülke nüfusunun hızla azalmasına ve insanımızın yalnızlaşmasına neden olmaktadır. Tek taraflı boşanma ihbarı ile boşanmanın anında gerçekleşebilme gerçeği aile içinde karı ve kocayı evliliği kurtarma ve koruma yönünde daha dikkatli ve özenli olmaya zorlayacaktır. Şimdi ise boşanma isteyen tarafa “git dava aç, seni sürüm sürüm süründürürüm” denerek olay bir meydan okumaya dönüşmektedir. Davaların bir de istinaf ve temyiz ve hatta ret aşamasını düşünün, aile ve karı koca ilişkisi bu uygulama sayesinde korkunç bir kaos yaşamaktadır.

Özel hukuk yani ceza hukuku adaleti teminden uzak bir aldatmacaya dönmüş durumdadır. Toplumda yapanın yanına kalıyor algısı oluşmuştur. Cezalar caydırıcı olmaktan uzaktır. Suçtan zarar görenin uğradığı zararın giderilmesine yönelik bir ceza sistemi yoktur. Cezalar mağdurun mağduriyetinden bağımsız olarak verilmektedir. Ve infaz sistemi cezaları tamamen etkisiz hale getirmiştir. Burada kısa başlıklar ve cümleler halinde bazı temel değişiklik gerektiren noktaları işaret edeceğiz:

1-Ceza kanununa şöyle  maddeler eklenebilir:

-İşlediği suç nedeniyle kamu veya özel kişilerin mağduriyetine neden olan suçlu yargılama sırasında karar öncesi sebep olduğu zararı gidermesi halinde cezası 1/3 oranında indirilir. Zarar tazmini yapmaması halinde verilecek cezada indirim yapılmayacağı gibi neticeten verilen ceza 1/2 oranında artırılır.

-Yargılama sonuna kadar ve sonrasında suç nedeniyle uğranılan zararı tazmin etmeyen kişi infaz sistemindeki hiçbir indirim ve lehine hükümden faydalanamaz ve çıkabilecek af yasası kapsamına da giremez.

-eş ve çocuklarına ve birinci derece akrabalarına karşı suç işleyenler kanunda yazılı ve hükmedilecek cezanın ½ fazlası ile cezalandırılır.

-13 yaşını doldurmuş çocuklar reşit ve yetişkin gibi ceza alırlar.(çünkü artık günümüzde çocuklar erken gelişmekte ve ergenlik yaşamaktadır)

-kasten adam öldüren ve ürettiği veya zararlı katkılarla öldürücü hale getirdiği gıda veya içki veya uyuşturucu ile ölüme neden olanlar idam edilir.

-Alkollü araç kullananlar, gıda mevzuatına aykırı olarak sahte ve bozuk gıda maddesi üretip piyasaya sürenler ve uyuşturucu imal edenler ve satanlar bir yaralanma ve ölüme neden olmasalar bile öldürmeye eksik teşebbüsten, yaralanmaya neden olmaları halinde öldürmeye tam teşebbüsten, ölüme neden olmaları halinde kasten adam öldürmeden yargılanır.

-Hakimin, toplumda derin infial oluşturacak bir tabloda suçun işlenmesi haline özel vereceği tutuklama kararına, -suçun niteliği ne olursa olsun-  tutuklu taraf veya cumhuriyet savcısı 45 günden evvel itiraz edemez ve tahliyeye gidilemez.

2-Cezaların infazına dair kanunda aşağıdaki değişiklikler yapılmalıdır:

-bütün kapalı ve yarı açık cezaevlerinde iş atölyeleri açılmalı ve tüm mahkumlar buralarda istihdam edilmeli, böylece içeri girip “yatma” algısı ortadan kaldırılmalıdır. Özellikle hükümlüler bedavadan yiyip içip yatmaktadır. Oysa ki tüm hükümlüler tam vardiya çalışmalı, mesleğini icra etmeli veya yeni bir meslek ve sanat sahibi olmalıdır. Bu hükümlülerin terapisi için de önemlidir.

-halen verilen cezanın yarıdan azı infaza konudur. Suç işleyenler hep “yatarı ne kadar” sorusunu sormaktadır veya cevabını bilmektedir ve hesaplamaktadır. Vatandaşın ise pek çoğu durumu bilmemekte verilen cezanın aynen infaz edildiğini sanmaktadır. Oysa ki 24 yılın bile yatarı 11 yılı geçmemektedir. Böyle aldatmaca, kandırmaca infaz olmamalıdır. Verilecek ceza neyse onu yatmalıdır. Suç işleyen bedelini her türlü ödemelidir. Suçtan kaçınan ezici çoğunluğun canı, malı ve namusu bir avuç suçluya teslim edilemez.

-Devlet bir fon oluşturup suçtan zarar gören mağdurların zararlarını suç işleyenden almalı mağdura vermelidir. Suçlu bunu karşılayamıyor veya karşılamıyorsa devlet bunu karşılamalıdır, ancak hükümlünün malvarlığından, malvarlığı yoksa cezasının infazı sırasında cezaevindeki çalışmasından karşılamalıdır.

-Hükümlünün cezaevindeki konaklama ve yemek bedeli hükümlüden tahsil edilmeli, bu yönde yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Cezaevleri yiyip içip yatma yeri değildir.

-CMUK gereği sanığa avukat verilmektedir. Sanığa atanan avukatın ücreti de daha sonra hüküm giymesi halinde sanıktan tahsil edilmelidir. Bazı suçların mağdurlarına değil de tüm mağdurlara talepleri halinde avukat tayin edilmeli, tayin edilen avukatın ücreti dahi idarece ödense de yine sanıktan tahsil edilmelidir.

-Yasal susma hakkını kullanan sanık suça konu olayın aydınlatılmaması için susmakta israr etmesi halinde hiçbir hafifletici nedenden faydalanamaz.

Sonuç olarak diyeceğimiz odur ki suç işleyen veya sanık odaklı değil de mağdur odaklı veya gerçekten tam objektif bir yargı ile mağdurun mağduriyetini giderme öncelikli bir yargılama ve uygulama toplumda huzur ve istikrar için fevkalade önemlidir.