25 Mayıs 2026 Pazartesi

ALLAH VARDIR VE BİRDİR


Değişik zamanlarda ve zeminlerde bir yaratıcının olmadığına yönelik görüş ve düşüncelerin ortaya atılmasının da ötesinde adeta aşağılayıcı ve hakaret ihtiva eden ifadelerle, İslamın çöl bedevilerinin dini olduğu, kuranın Allah kelamı olmadığı gibi hezeyanlar yüzünden işbu kısa yazı kaleme alınmıştır. Gayemiz usulünce inanmayanları saldırganlıktan vazgeçmeye davet etmek ve zihinlerdeki bulanıklığı gidermektir.

İslamda zorlama ve farklı inançları aşağılama yoktur. Hatta Kuranda Allah Enam suresi 108. Ayette şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler, onların Allahtan başka taptıklarına (putlarına) sövmeyin ki onlar da bilmeyerek haddi aşıp Allah’a sövmesinler.” Yine Kafirun suresi son ayette “senin dinin sana, benim dinim banadır” buyuruyor Allah. Allah dini elçileri vasıtası ile tebliğ etmiştir. Zorlama yoktur. İnanmak veya inanmamak kişilerin kendi tercihleridir. Ancak inanmayanların da inananların inançlarını horlama aşağılama ve küçümseme hakları ve yetkileri yoktur. Allah, pek çok farklı ayette; “ey insanlar”, “ey iman edenler”, “ey akıl sahipleri,” diye hitap ettiği gibi bazı ayetlerinin sonunda da “düşünmez misiniz”, “akletmez misiniz”, “görmez misiniz” gibi hitaplarla verdiği misallerle bizleri düşünmeye, tefekkür etmeye davet eder. Biz de bu tefekkür etme çerçevesinde birkaç konu üzerinden misaller verecek ve varsa zihinlerdeki bulanıklığı gidermek maksadıyla sizleri düşünmeye davet edeceğiz.

Bir fizikçi maddeyi inceler, madde moleküllerin birleşmesinden meydana gelmiştir.  Molekül atomların birleşmesiyle meydana gelir. Atom ise çekirdekteki proton nötronlar ile  çekirdek etrafında yörüngesinde dönen elektronlardan ibarettir. Çekirdekteki nötronlar nötrdür. Protonlar artı elektrik yüklü elektronlar eksi elektrik yüklüdür. Proton elektronları çeker. Yüksek bir hızla dönen elektronlar merkezkaç kuvveti ile itme ve çekmede dengede kalır. Elektronlar dönme hızı azalırsa merkezkaç kuvveti azalır çekim gücü artar ve yavaş yavaş yörünge küçülür ve sonunda elektron ile çekirdek arasındaki boşluk sıfırlanır ve elektronların çekirdeğe yapışması icap eder. Yalnız çekirdek ile elektron arasındaki boşluk çok fazladır. Kütleyi bu boşluk oluşturur. Elektronların dönerken sürtünme nedeniyle enerji kaybı olacağından yavaşlayıp sonunda çekirdeğe yapışması icap eder demiştik. Bunun olmaması için elektronların sürtünme nedeniyle kaybettiği enerjiyi takviye eden bir dış etki olmalıdır. Araştırmacı fizikçi bu takviye edici gücü bilimsel olarak asla bulamaz ve vardığı sonuç: “bu güç Allah’ın gücüdür” der ve iman eder. Eğer o takviye güç olmasa mesela dünyamızın kütlesi iri bir portakal kadar olması gerekir. Bu bilimsel sonuçtur. Dünya da güneşin çekim kuvveti ile güneş etrafında yörüngesinde dönerken merkezkaç kuvveti ile güneşin çekim gücü dengesinde sabit yörüngede sabit hızla dönmektedir, dünyamız kendi etrafında ise 40.000/24=1666,66km/60=27,7km=27700 m/60=462,96 m hızla dönmektedir. Ses hızı saniyede 343 metredir. Dünyamız kendi etrafında saniyede sesten hızlı 462 metre hızla dönmekte olduğu halde bu dengeyi sağlayan yüce yaradan isterse dünyada yaprak kıpırdatmaz dilerse kasırga ve tayfunlarla ve depremlerle dilediği yeri yerle bir eder. Güneş ve dünya arasındaki mesafe 150.000.000 km gibidir. Güneşten çıkan ışınlar dünyaya ışık hızı ile ancak 8.5 dakikada gelebilmektedir. Dünyanın güneş etrafındaki yörünge uzunluğu 940.000.000 km dir. Dünyanın bu yörünge üzerindeki dönüş hızı ise saatte 107.000 km dir. Dünyanın güneş etrafındaki dönme hızı saniyede 30 km gibidir. Bir başka ifade ile sesten 87 kat daha hızlı dönmektedir. Kendi etrafında da sesten hızlı dönmekteydi. Evren sadece güneş ay ve diğer gezegenler ve yıldızlardan ibaret değil. Güneş sistemi samanyolu galaksisi içinde bir sistemdir. Samanyolu galaksisi ise 100-150 bin ışık yılı çapında bir galaksidir. Sayısız galaksiden sadece birisidir. Galaksilerden sonra nebulalar geliyor. Yani kainat bir sonsuzluğun içinde bir zerre gibidir.

Yukarıda demiştik ki atom çekirdeği etrafında dönen elektronların hızla yörüngelerinde dönerken sabit hızla dönmeleri için sürtünmeden dolayı kaybettikleri enerjinin takviyesine son verilmesi halinde elektronların hızı düşer, merkezkaç kuvveti azalır, çekirdeğin çekim gücü artar ve elektronlar çekirdeğe yapışır. Böyle bir halde dünyanın kütlesinin büyüklüğü iri bir portakal kadar olur. Bu hal bütün kainattaki galaksiler için söz konusu olduğunda şu an sonsuz gördüğümüz kainatın bir küçük kamyonete yüklenebilecek kadar birkaç sepet portakaldan ibaret olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Şimdi bir başka misal verelim: Allah kuranda şöyle bir ayetle yağmuru bildirmektedir.

         O, gökten ölçüye bağlı olarak su indirmiştir. Onunla ölü bir bölgeyi canlandırdık. İşte siz de böyle çıkarılırsınız.(Zuhruf/11)

         Ayette ölçüden bahsediliyor. Yağmurdaki ölçüyü şu rakamlarla kısaca ifade edeceğiz. Kur’ân, 1400 yıl önceden yağmurun ölçüye bağlandığını haber vermektedir. Son yüzyılda yapılan araştırmalarla yağmurun nasıl yağdığı, dünyadaki suyun çevrim özellikleri iyice anlaşıldı. Keşfedilen gerçeklerden biri de dünyaya her sene aynı miktarda suyun yağmur olarak yağdığıdır. Bu değer saniyede 16-17.000.000 (onaltı-onyedi milyon) ton arasındadır. Böylelikle dünyada senede 500.000.000.000 tonun (beşyüzmilyar ton) üzerinde yağmur yağmakta ve bir o kadar da su göğe doğru buharlaşmaktadır. Bu değerler her yıl sabittir. Bulut, su buharı şeklinde doğan, fakat hemen çok küçük su zerrelerine dönüşen fizikî bir yapıdır. Bu yüzden suyun genel özelliklerinden farklı olarak bulutlar -30 derecede bile donup düşmezler. Kur’ân’da dikkat çekildiği gibi gökyüzünde dağlar gibi bulutlar vardır, ama şiddetli soğuklar bile bunların buzdağına dönüşüp insanların üzerine düşmesine sebep olmamaktadır. Bulutların ve yağmurun oluşumundaki ince düzenleme olmasaydı, suyu yaratan, suyun kimyasal özelliklerindeki ölçüleri gereği gibi ayarlamasaydı, hiç şüphesiz bu sistemin işlemesi mümkün olmazdı.

         Balkondan aşağı birkaç kiloluk bir cismi bile attığımızda nasıl düştüğünü görmekteyiz. Su dolu bir leğeni alıp balkondan aşağı boşaltsak toplu bir halde ve hızlı bir şekilde suyun nasıl zemine çarptığını görürüz. Oysa Allah, dağlar gibi bulutlardan tonlarca suyun yeryüzüne yağışını o kadar mükemmel bir şekilde programlamıştır ki; tane tane yağan yağmur bela değil, rahmet olmaktadır. Kaldırma kuvvetinin dengelemesi ile yağmur yumuşak bir iniş yapmaktadır. Bu Allah’ın fizik kurallarıyla yarattığı harika bir sanatıdır. Düşmenin ve hızın bu şekilde dengelenmesi fiziksel formüllerle de tarif edilebilir. Bu tarif edilebilirlik, bu hesaplanmışlık, hep Allah’ın yağmuru ölçülere bağlı yaratması ile olmuştur.

         YAĞMUR HAYATTIR: incelediğimiz  âyetin devamında Allah, yağmurun ölü bir bölgeyi canlandırmasından bahsetmektedir. Bilindiği gibi yağmurun yağışı sayesinde kuru topraklar ekin vermekte, bitkiler var olabilmektedir. Yağmur her şekilde bitkilerin ve bakterilerin canlanma kaynağı olmaktadır.

         Kar taneleri ise adeta sonsuz sayıda taneler halinde yağar her mevsim değişik bölgelerde. Kar taneleri düşerken asla şekilleri bozulmaz ve birbirlerine yapışmazlar. Bu kar tanelerinin her  birinin kendine özel bir geometrik şekle sahip olduğu ve hiçbir kar tanesinin diğerine benzemediği bilimsel olarak tesbit edilmiştir.

                        Kainattaki ve dünyadaki herşey bir ölçü ve denge içinde yaratılmıştır. Bu sürekli bir dengedir. Örneğin insan en büyük ve en mükemmel bir bilgisayar gibidir. Tüm fiziki ve ruhsal yapısı, sindirim ve boşaltım sistemi, sinir sistemi, iskelet ve kas yapısı, kan dolaşımı ve damar yapısı ve solunum sistemi vs. Kısaca insandan başlarsak sivrisinek ve örümceğe kadar her türlü canlı hayvan ve bitkiler öylesi bir ölçü ve denge içinde yaratılmıştır ki insanoğlu bu canlılar ve bitkiler alemindeki ve evrendeki ölçü ve dengeyi düşünme ve tefekkürle geçirse ömrünü ömrünün sonuna kadar bu tefekkürden çıkamaz. Yaradan bir ot olan bal kabağı bitkisinde büyük bir meyveyi, çam ağacı gibi büyük ağaçlarda ise kozalak gibi küçük meyveleri koymaktadır. Kuranda da sivrisinek misali verilmiştir. Ve tanrılık iddiasındaki Nemrut burnundan giren sineğin beynine kadar girmesi nedeniyle kafasını birşeyler  vura vura kendini acılar içinde öldürmüştür.

            Konuyu uzatmayalım, güneş dünyaya az biraz yakın olsa idi sıcaktan kavrulacağımız gibi biraz uzak olsa donacağımız nasıl bilimsel bir gerçek ise ay dünyaya biraz daha yakın olsa idi med ve cezir nedeniyle denizlerin sahillerden her med cezir zamanında kilometrelerce kabaracağı ve çekileceği de bilimsel bir gerçektir. Eğer ay dünyaya biraz daha yakın olsa idi sahillerde kilometreler genişliğinde gelgitler nedeniyle kullanılamayan alanlar oluşurdu ve sahilleri ekonomik olarak kullanmamız ve hatta denizlere girmemiz bile mümkün olmazdı. Allah güneş, dünya, ay ve diğer gezegenler ve yıldızlar arasındaki mesafeyi ve yörüngeleri öylesine bir ölçü ve denge içinde tutmaktadır ki ne bu ölçü dışına çıkarlar ne de birbirlerine çarpmadan kendi yörüngelerinde belirlenen hızda dönmeye devam ederler. 

    Bazı inanmayan kişiler  ölünce gübre olacaklarına inanmakta da özgürdür. Allah ta elçileri de zorlamaz. Dinde zorlama yoktur. İman bir nasip işidir, inanmak veya inanmamak kişilerin tercihleridir vesselam. 

Hiç yorum yok: