14 Şubat 2026 Cumartesi

YARGIDA ADALET, AİLE, BOŞANMA , CEZA VE İNFAZDAKİ AKSAKLIKLAR

 Adalet toplumdaki düzen ve istikrarın, dünya ve ahiret iyiliğinin temel taşıdır.

Adalet hukuk sisteminde hakkın haksızdan alınıp haklıya teslimini temin eder. Ceza sisteminde ise toplumda suç oluşturan fiilleri işleyenlerin yargı yolu ile cezalandırılmasını, suçluların ıslahını böylece toplumdaki huzur ve istikrarın korunmasını sağlar.

Ülkemizde hukuk alanında görülen eksiklikler:

1-Yargılamanın çok uzun sürmesi.

2-Yasal mevzuattaki eksiklik ve yetersizlikler.

A-Kamu hukukundaki eksiklikler

B-Özel hukuk(ceza) hukukundaki eksiklikler

Yargılamanın uzun sürmesi konusu teknik bir konu olup kadro azlığı, personeldeki liyakat ve performans konuları idarenin tasarrufundadır.

2.maddenin A şıkkı ile ilgili ise özellikle aile hukukunu ilgilendiren konulardaki sıkıntıyı dile getirmek gerekiyor. Boşanma şartları ve konusu artık toplum ihtiyacına cevap veremez hale gelmiştir. Kısaca ifade edelim;

a-zina suç değildir,

b-nikahsız birlikte yaşamak artık gayrimeşru değil rutin hale gelmiştir.

Hal böyle olunca boşanmayı fevkalade zorlu ve uzun süreç haline getirmek ve nafakayı uzun yıllara yaymak evlilikleri azaltmakta ve çocuk sahibi olmayı da zorlaştırmaktadır.

Evlenmek için müracaat eden çiftler nikah öncesi mutlaka “evliliğin ve ailenin yasal ve psikolojik ve ahlaki temelleri” konusunda idarenin belirleyeceği aile danışma merkezlerinde en az 10 saatten az olmamak üzere yeterli zaman eğitim almalıdır.

Eski Medeni kanundaki “ailenin reisi kocadır” maddesi yeniden geri getirilmelidir. Toplumda her ticari veya sosyal kurumun veya mülki veya idari veya askeri birimin mutlaka bir müdürü veya amiri veya yetkilisi veya komutanı vardır. Aile ise çok başlı bir anarşi yuvası haline getirilmiştir. Ailenin reisi kocadır, ancak toplumun en küçük temel taşı olan ailenin reisliğini suiistimal eden, babalık ve  aile reisliği görevini ihmal eden kişi mağdur eş veya çocuğun müracaatı halinde cezalandırılmaktan başka aile mahkemesi hakimince yetkileri elinden alınıp aileyi temsil ve yönetme görevi eşe verilebilir.

Hiçbir gücün hiçbir kadın veya erkeği bir başka kadın veya erkeğe zorla karı veya koca yapmaya gücü yetmez, yetmeyecektir. Hal böyle iken boşanmak isteyen kadın ve erkeğe ahret sorgusu gibi boşanma nedenlerinin en mahrem ayrıntılarını ifşa etmeye zorlamak, haklılığını isbata zorlamak insan haklarına aykırıdır. Olması gereken şudur: boşanmak isteyen kadın veya erkek boşanma iradesini eşine noter kanalı ile tebliğ ettiği andan itibaren aile mahkemesi yasal ve usule uygun tebligatı gördüğü anda yapacağı ilk işlem boşanmayı nüfusa tescil etmektir. Ve devamında nafaka, velayet, tazminat ve mal paylaşımı konularını tarafların iddia ve savunmalarına göre sunulan deliller ve mevzuat çerçevesinde sonuca bağlamalıdır. Özellikle tedbir ve yoksulluk nafakası azami üç yılı geçmemelidir.

Görülmektedir  ki kadın ve erkeği evlilik içinde birbirine mahkum etmek, uzaklaştırma kararları ile çekişmeyi kangrene dönüştürmek evli kişilerin evliliklerini sonlandırmadan evlilik dışı ilişkilere zorlamakta, özellikle mal, tazminat, nafaka ve çocuk sorunu olmayan karı kocalar evlilikleri devam ederken başka partnerlerle yıllar süren ilişkilere girebilmektedir. Bu istikrarsız birliktelikler kadın ve erkekleri varsa çocukların yetersiz aile terbiyesi ve eğitimi ile büyümelerine ve geçinememe ve boşanamama korkusu ile çocuk sahibi olmamaya sürüklemektedir. Ve bu buhranlı dönem yüzünden işlenen suçlar da her geçen gün daha da artmaktadır.

Kısaca her türlü fuhşun, gece hayatının ve zinanın meşru ve sıradan hale geldiği bir toplumsal düzende adeta Katolik nikahı kıyılmış gibi sistemin güya nikahın namusunu korumaya kalkışması fevkalade yanlış ve anlamsızdır.

Günümüzde yetkililerin de açıkça ifade ettikleri gibi evliliklerin ve doğumların azalması, boşanmaların ise artması ülke nüfusunun hızla azalmasına ve insanımızın yalnızlaşmasına neden olmaktadır. Tek taraflı boşanma ihbarı ile boşanmanın anında gerçekleşebilme gerçeği aile içinde karı ve kocayı evliliği kurtarma ve koruma yönünde daha dikkatli ve özenli olmaya zorlayacaktır. Şimdi ise boşanma isteyen tarafa “git dava aç, seni sürüm sürüm süründürürüm” denerek olay bir meydan okumaya dönüşmektedir. Davaların bir de istinaf ve temyiz ve hatta ret aşamasını düşünün, aile ve karı koca ilişkisi bu uygulama sayesinde korkunç bir kaos yaşamaktadır.

Özel hukuk yani ceza hukuku adaleti teminden uzak bir aldatmacaya dönmüş durumdadır. Toplumda yapanın yanına kalıyor algısı oluşmuştur. Cezalar caydırıcı olmaktan uzaktır. Suçtan zarar görenin uğradığı zararın giderilmesine yönelik bir ceza sistemi yoktur. Cezalar mağdurun mağduriyetinden bağımsız olarak verilmektedir. Ve infaz sistemi cezaları tamamen etkisiz hale getirmiştir. Burada kısa başlıklar ve cümleler halinde bazı temel değişiklik gerektiren noktaları işaret edeceğiz:

1-Ceza kanununa şöyle  maddeler eklenebilir:

-İşlediği suç nedeniyle kamu veya özel kişilerin mağduriyetine neden olan suçlu yargılama sırasında karar öncesi sebep olduğu zararı gidermesi halinde cezası 1/3 oranında indirilir. Zarar tazmini yapmaması halinde verilecek cezada indirim yapılmayacağı gibi neticeten verilen ceza 1/2 oranında artırılır.

-Yargılama sonuna kadar ve sonrasında suç nedeniyle uğranılan zararı tazmin etmeyen kişi infaz sistemindeki hiçbir indirim ve lehine hükümden faydalanamaz ve çıkabilecek af yasası kapsamına da giremez.

-eş ve çocuklarına ve birinci derece akrabalarına karşı suç işleyenler kanunda yazılı ve hükmedilecek cezanın ½ fazlası ile cezalandırılır.

-13 yaşını doldurmuş çocuklar reşit ve yetişkin gibi ceza alırlar.(çünkü artık günümüzde çocuklar erken gelişmekte ve ergenlik yaşamaktadır)

-kasten adam öldüren ve ürettiği veya zararlı katkılarla öldürücü hale getirdiği gıda veya içki veya uyuşturucu ile ölüme neden olanlar idam edilir.

-Alkollü araç kullananlar, gıda mevzuatına aykırı olarak sahte ve bozuk gıda maddesi üretip piyasaya sürenler ve uyuşturucu imal edenler ve satanlar bir yaralanma ve ölüme neden olmasalar bile öldürmeye eksik teşebbüsten, yaralanmaya neden olmaları halinde öldürmeye tam teşebbüsten, ölüme neden olmaları halinde kasten adam öldürmeden yargılanır.

-Hakimin, toplumda derin infial oluşturacak bir tabloda suçun işlenmesi haline özel vereceği tutuklama kararına, -suçun niteliği ne olursa olsun-  tutuklu taraf veya cumhuriyet savcısı 45 günden evvel itiraz edemez ve tahliyeye gidilemez.

2-Cezaların infazına dair kanunda aşağıdaki değişiklikler yapılmalıdır:

-bütün kapalı ve yarı açık cezaevlerinde iş atölyeleri açılmalı ve tüm mahkumlar buralarda istihdam edilmeli, böylece içeri girip “yatma” algısı ortadan kaldırılmalıdır. Özellikle hükümlüler bedavadan yiyip içip yatmaktadır. Oysa ki tüm hükümlüler tam vardiya çalışmalı, mesleğini icra etmeli veya yeni bir meslek ve sanat sahibi olmalıdır. Bu hükümlülerin terapisi için de önemlidir.

-halen verilen cezanın yarıdan azı infaza konudur. Suç işleyenler hep “yatarı ne kadar” sorusunu sormaktadır veya cevabını bilmektedir ve hesaplamaktadır. Vatandaşın ise pek çoğu durumu bilmemekte verilen cezanın aynen infaz edildiğini sanmaktadır. Oysa ki 24 yılın bile yatarı 11 yılı geçmemektedir. Böyle aldatmaca, kandırmaca infaz olmamalıdır. Verilecek ceza neyse onu yatmalıdır. Suç işleyen bedelini her türlü ödemelidir. Suçtan kaçınan ezici çoğunluğun canı, malı ve namusu bir avuç suçluya teslim edilemez.

-Devlet bir fon oluşturup suçtan zarar gören mağdurların zararlarını suç işleyenden almalı mağdura vermelidir. Suçlu bunu karşılayamıyor veya karşılamıyorsa devlet bunu karşılamalıdır, ancak hükümlünün malvarlığından, malvarlığı yoksa cezasının infazı sırasında cezaevindeki çalışmasından karşılamalıdır.

-Hükümlünün cezaevindeki konaklama ve yemek bedeli hükümlüden tahsil edilmeli, bu yönde yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Cezaevleri yiyip içip yatma yeri değildir.

-CMUK gereği sanığa avukat verilmektedir. Sanığa atanan avukatın ücreti de daha sonra hüküm giymesi halinde sanıktan tahsil edilmelidir. Bazı suçların mağdurlarına değil de tüm mağdurlara talepleri halinde avukat tayin edilmeli, tayin edilen avukatın ücreti dahi idarece ödense de yine sanıktan tahsil edilmelidir.

-Yasal susma hakkını kullanan sanık suça konu olayın aydınlatılmaması için susmakta israr etmesi halinde hiçbir hafifletici nedenden faydalanamaz.

Sonuç olarak diyeceğimiz odur ki suç işleyen veya sanık odaklı değil de mağdur odaklı veya gerçekten tam objektif bir yargı ile mağdurun mağduriyetini giderme öncelikli bir yargılama ve uygulama toplumda huzur ve istikrar için fevkalade önemlidir.

Hiç yorum yok: