Adalet toplumdaki düzen ve istikrarın, dünya ve ahiret iyiliğinin temel taşıdır.
Adalet hukuk sisteminde hakkın
haksızdan alınıp haklıya teslimini temin eder. Ceza sisteminde ise toplumda suç
oluşturan fiilleri işleyenlerin yargı yolu ile cezalandırılmasını, suçluların
ıslahını böylece toplumdaki huzur ve istikrarın korunmasını sağlar.
Ülkemizde hukuk alanında görülen
eksiklikler:
1-Yargılamanın çok uzun sürmesi.
2-Yasal mevzuattaki eksiklik ve
yetersizlikler.
A-Kamu hukukundaki eksiklikler
B-Özel hukuk(ceza) hukukundaki
eksiklikler
Yargılamanın uzun sürmesi konusu
teknik bir konu olup kadro azlığı, personeldeki liyakat ve performans konuları
idarenin tasarrufundadır.
2.maddenin A şıkkı ile ilgili ise
özellikle aile hukukunu ilgilendiren konulardaki sıkıntıyı dile getirmek
gerekiyor. Boşanma şartları ve konusu artık toplum ihtiyacına cevap veremez
hale gelmiştir. Kısaca ifade edelim;
a-zina suç değildir,
b-nikahsız birlikte yaşamak artık
gayrimeşru değil rutin hale gelmiştir.
Hal böyle olunca boşanmayı
fevkalade zorlu ve uzun süreç haline getirmek ve nafakayı uzun yıllara yaymak
evlilikleri azaltmakta ve çocuk sahibi olmayı da zorlaştırmaktadır.
Evlenmek için müracaat eden
çiftler nikah öncesi mutlaka “evliliğin ve ailenin yasal ve psikolojik ve
ahlaki temelleri” konusunda idarenin belirleyeceği aile danışma merkezlerinde
en az 10 saatten az olmamak üzere yeterli zaman eğitim almalıdır.
Eski Medeni kanundaki “ailenin
reisi kocadır” maddesi yeniden geri getirilmelidir. Toplumda her ticari veya
sosyal kurumun veya mülki veya idari veya askeri birimin mutlaka bir müdürü
veya amiri veya yetkilisi veya komutanı vardır. Aile ise çok başlı bir anarşi
yuvası haline getirilmiştir. Ailenin reisi kocadır, ancak toplumun en küçük
temel taşı olan ailenin reisliğini suiistimal eden, babalık ve aile reisliği görevini ihmal eden kişi mağdur
eş veya çocuğun müracaatı halinde cezalandırılmaktan başka aile mahkemesi
hakimince yetkileri elinden alınıp aileyi temsil ve yönetme görevi eşe
verilebilir.
Hiçbir gücün hiçbir kadın veya
erkeği bir başka kadın veya erkeğe zorla karı veya koca yapmaya gücü yetmez,
yetmeyecektir. Hal böyle iken boşanmak isteyen kadın ve erkeğe ahret sorgusu
gibi boşanma nedenlerinin en mahrem ayrıntılarını ifşa etmeye zorlamak,
haklılığını isbata zorlamak insan haklarına aykırıdır. Olması gereken şudur:
boşanmak isteyen kadın veya erkek boşanma iradesini eşine noter kanalı ile
tebliğ ettiği andan itibaren aile mahkemesi yasal ve usule uygun tebligatı
gördüğü anda yapacağı ilk işlem boşanmayı nüfusa tescil etmektir. Ve devamında
nafaka, velayet, tazminat ve mal paylaşımı konularını tarafların iddia ve
savunmalarına göre sunulan deliller ve mevzuat çerçevesinde sonuca
bağlamalıdır. Özellikle tedbir ve yoksulluk nafakası azami üç yılı
geçmemelidir.
Görülmektedir ki kadın ve erkeği evlilik içinde birbirine
mahkum etmek, uzaklaştırma kararları ile çekişmeyi kangrene dönüştürmek evli
kişilerin evliliklerini sonlandırmadan evlilik dışı ilişkilere zorlamakta,
özellikle mal, tazminat, nafaka ve çocuk sorunu olmayan karı kocalar
evlilikleri devam ederken başka partnerlerle yıllar süren ilişkilere
girebilmektedir. Bu istikrarsız birliktelikler kadın ve erkekleri varsa
çocukların yetersiz aile terbiyesi ve eğitimi ile büyümelerine ve geçinememe ve
boşanamama korkusu ile çocuk sahibi olmamaya sürüklemektedir. Ve bu buhranlı
dönem yüzünden işlenen suçlar da her geçen gün daha da artmaktadır.
Kısaca her türlü fuhşun, gece
hayatının ve zinanın meşru ve sıradan hale geldiği bir toplumsal düzende adeta
Katolik nikahı kıyılmış gibi sistemin güya nikahın namusunu korumaya kalkışması
fevkalade yanlış ve anlamsızdır.
Günümüzde yetkililerin de açıkça
ifade ettikleri gibi evliliklerin ve doğumların azalması, boşanmaların ise
artması ülke nüfusunun hızla azalmasına ve insanımızın yalnızlaşmasına neden
olmaktadır. Tek taraflı boşanma ihbarı ile boşanmanın anında gerçekleşebilme
gerçeği aile içinde karı ve kocayı evliliği kurtarma ve koruma yönünde daha
dikkatli ve özenli olmaya zorlayacaktır. Şimdi ise boşanma isteyen tarafa “git
dava aç, seni sürüm sürüm süründürürüm” denerek olay bir meydan okumaya
dönüşmektedir. Davaların bir de istinaf ve temyiz ve hatta ret aşamasını
düşünün, aile ve karı koca ilişkisi bu uygulama sayesinde korkunç bir kaos yaşamaktadır.
Özel hukuk yani ceza hukuku
adaleti teminden uzak bir aldatmacaya dönmüş durumdadır. Toplumda yapanın
yanına kalıyor algısı oluşmuştur. Cezalar caydırıcı olmaktan uzaktır. Suçtan
zarar görenin uğradığı zararın giderilmesine yönelik bir ceza sistemi yoktur.
Cezalar mağdurun mağduriyetinden bağımsız olarak verilmektedir. Ve infaz
sistemi cezaları tamamen etkisiz hale getirmiştir. Burada kısa başlıklar ve
cümleler halinde bazı temel değişiklik gerektiren noktaları işaret edeceğiz:
1-Ceza kanununa şöyle maddeler eklenebilir:
-İşlediği suç nedeniyle kamu veya
özel kişilerin mağduriyetine neden olan suçlu yargılama sırasında karar öncesi
sebep olduğu zararı gidermesi halinde cezası 1/3 oranında indirilir. Zarar
tazmini yapmaması halinde verilecek cezada indirim yapılmayacağı gibi neticeten
verilen ceza 1/2 oranında artırılır.
-Yargılama sonuna kadar ve
sonrasında suç nedeniyle uğranılan zararı tazmin etmeyen kişi infaz
sistemindeki hiçbir indirim ve lehine hükümden faydalanamaz ve çıkabilecek af
yasası kapsamına da giremez.
-eş ve çocuklarına ve birinci
derece akrabalarına karşı suç işleyenler kanunda yazılı ve hükmedilecek cezanın
½ fazlası ile cezalandırılır.
-13 yaşını doldurmuş çocuklar
reşit ve yetişkin gibi ceza alırlar.(çünkü artık günümüzde çocuklar erken
gelişmekte ve ergenlik yaşamaktadır)
-kasten adam öldüren ve ürettiği
veya zararlı katkılarla öldürücü hale getirdiği gıda veya içki veya uyuşturucu
ile ölüme neden olanlar idam edilir.
-Alkollü araç kullananlar, gıda
mevzuatına aykırı olarak sahte ve bozuk gıda maddesi üretip piyasaya sürenler ve
uyuşturucu imal edenler ve satanlar bir yaralanma ve ölüme neden olmasalar bile
öldürmeye eksik teşebbüsten, yaralanmaya neden olmaları halinde öldürmeye tam
teşebbüsten, ölüme neden olmaları halinde kasten adam öldürmeden yargılanır.
-Hakimin, toplumda derin infial
oluşturacak bir tabloda suçun işlenmesi haline özel vereceği tutuklama
kararına, -suçun niteliği ne olursa olsun-
tutuklu taraf veya cumhuriyet savcısı 45 günden evvel itiraz edemez ve
tahliyeye gidilemez.
2-Cezaların infazına dair kanunda
aşağıdaki değişiklikler yapılmalıdır:
-bütün kapalı ve yarı açık
cezaevlerinde iş atölyeleri açılmalı ve tüm mahkumlar buralarda istihdam edilmeli,
böylece içeri girip “yatma” algısı ortadan kaldırılmalıdır. Özellikle
hükümlüler bedavadan yiyip içip yatmaktadır. Oysa ki tüm hükümlüler tam vardiya
çalışmalı, mesleğini icra etmeli veya yeni bir meslek ve sanat sahibi
olmalıdır. Bu hükümlülerin terapisi için de önemlidir.
-halen verilen cezanın yarıdan
azı infaza konudur. Suç işleyenler hep “yatarı ne kadar” sorusunu sormaktadır
veya cevabını bilmektedir ve hesaplamaktadır. Vatandaşın ise pek çoğu durumu
bilmemekte verilen cezanın aynen infaz edildiğini sanmaktadır. Oysa ki 24 yılın
bile yatarı 11 yılı geçmemektedir. Böyle aldatmaca, kandırmaca infaz
olmamalıdır. Verilecek ceza neyse onu yatmalıdır. Suç işleyen bedelini her
türlü ödemelidir. Suçtan kaçınan ezici çoğunluğun canı, malı ve namusu bir avuç
suçluya teslim edilemez.
-Devlet bir fon oluşturup suçtan
zarar gören mağdurların zararlarını suç işleyenden almalı mağdura vermelidir.
Suçlu bunu karşılayamıyor veya karşılamıyorsa devlet bunu karşılamalıdır, ancak
hükümlünün malvarlığından, malvarlığı yoksa cezasının infazı sırasında
cezaevindeki çalışmasından karşılamalıdır.
-Hükümlünün cezaevindeki
konaklama ve yemek bedeli hükümlüden tahsil edilmeli, bu yönde yasal
düzenlemeler yapılmalıdır. Cezaevleri yiyip içip yatma yeri değildir.
-CMUK gereği sanığa avukat
verilmektedir. Sanığa atanan avukatın ücreti de daha sonra hüküm giymesi
halinde sanıktan tahsil edilmelidir. Bazı suçların mağdurlarına değil de tüm
mağdurlara talepleri halinde avukat tayin edilmeli, tayin edilen avukatın
ücreti dahi idarece ödense de yine sanıktan tahsil edilmelidir.
-Yasal susma hakkını kullanan
sanık suça konu olayın aydınlatılmaması için susmakta israr etmesi halinde
hiçbir hafifletici nedenden faydalanamaz.
Sonuç olarak diyeceğimiz odur ki
suç işleyen veya sanık odaklı değil de mağdur odaklı veya gerçekten tam
objektif bir yargı ile mağdurun mağduriyetini giderme öncelikli bir yargılama
ve uygulama toplumda huzur ve istikrar için fevkalade önemlidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder