Devletimiz ve milletimiz için idareciler
ve toplum tarafından görünmeyen ya da gözden uzak tutulan tehlikeler söz
konusudur. Bunları kısa başlıklar halinde özetlemek istiyoruz.
1-Otoritesizlik, anarşizm ve
kargaşa demektir. Özellikle orduda olmazsa olmaz olan hiyerarşi sivil hayatta
tamamen dejenere edilmiştir. Anne baba otoritesi yoktur. Koca otoritesi de
yoktur. Öğretmen otoritesi de tamamen bitmiştir. Dünyanın bir numaralı adamı
Trump’ın elini tutmayan eşi bütün dünyanın gözü önünde kocası Trump’a güya diş
göstermektedir. Bugün kameralar önünde Fransa devlet başkanı Macron eşinden bir
tokat yemiştir. İnsanlar arasındaki bu hiyerarşi kopukluğu, sevgi ve saygının
tükenişi tüm dünya toplumları için büyük tehlikedir. Kadın ve çocuk saltanatı geleceğimizi
tehdit etmektedir. Yasal mevzuatta, terbiye ve eğitim konusunda eksiklerimiz
vardır.
2-Uzunca bir zamandır
sokaklardaki başıboş köpekler adeta dokunulmazlık kazanmış ve sokaklarımızı
caddelerimizi, parklarımızı, bahçelerimizi, piknik alanlarımızı işgal etmiştir
ve hızla çoğalmaktadırlar. İnsanlarımıza ve ağıllardaki hayvanlarımıza
saldırmaktalar. Vahşi hayvanlardan daha tehlikeli olma yolunda hızla
ilerliyorlar. En vahşi hayvanlar bile insanlardan kaçar ve çok mecbur
kalmadıkça saldırmazlar. Fakat sokak köpekleri insanlara çok yakındır,
korkmuyorlar ve sürülere dönüşerek yedikleri çiğ etlerle gün geçtikçe daha da
vahşileşiyorlar. Kuduz tehlikesi ve
sokaklardaki köpek dışkıları ve havaya karışan mikrop ve parazitler ayrıca
tehlike oluşturuyor. Çok yakın gelecekte bu köpeklerin kitleler halinde itlafı
gündeme gelecektir ve gerçekten yazık olacaktır.
3-Bir milletin ve toplumun
geleceği olması gerektiği oranda üreme ve çoğalma ile inşa edilir. Son elli
yılda özellikle 60 lı yıllardan itibaren küresel güçlerin dayatması ile, doğum
kontrolü ve aile planlaması merkezlerinin faaliyetleri sonucunda kadınların
doğurganlığı ve doğumlar azalmıştır. Artık bu milleti yok etmek için top ve
tüfeğe ihtiyaç yoktur. Beklemek yeterlidir. Gerekli tedbirler alınmazsa Anadolu
Türklüğü en geç elli yıl sonra tamamen azınlığa düşecek ve vatan elden
gidecektir. Bu üstü kapalı-örtülü soykırımdır. Aile kurumu dejenere edilmiş,
evlilik zorlaştırılmış, doğumlar azalmıştır. Ayrıca Türkiye sezaryenle doğumda
nerede ise dünya birincisidir. Sezaryen yine gizli soykırımın bir başka yüzü ve
doğurganlığı ve doğumları azaltan başka bir etkendir. Bu düşmanın stratejik
saldırısının bir yansımasıdır.
4-Toplumun her kesiminde bir
ahlak dejenerasyonu yaşanmaktadır. Ticarette, siyasette, alış verişte, her
türlü üretim ve pazarlamada, dinde ve diyanette, zirai ve sınai üretimde,
eğitimde, tıpta ve diğer alanlarda hile ve istismar ve suiistimal olmazsa olmaz
kural haline gelmiştir. Bütün değerlerin ve kavramların içi boşaltılmıştır.
Anne, anne değildir, baba baba değildir. Kardeş, arkadaş, dost, komşuluk gibi
hiçbir saygı duyulacak bağ ve bağlantı
bırakılmamıştır. Akrabalar, kardeşler arası sevgi ve saygı yerini düşmanlığa
bırakmıştır. Miras yüzünden mahkemelik olmayan yok gibidir. Okullarda eğitimde
kalitesizlik, hastanelerde ticari kaygı ve istismar, üretimde ve ticarette hile
hurda sıradanlaşmıştır. Hiçbir bir yerde güvende değiliz. Örneğin bir mağazada
soyunma kabininde veya bir otel odasında veya bir banyo veya WC de gizli kamera
olup olmadığını bilmiyoruz. Gittiğimiz hastanede tedavi edecek doktora, bir
uyuşmazlıkta gittiğimiz bir hakime veya savcıya güven duyamıyoruz. Hastalığımız
nedeniyle aldığımız ilaçların ne kadar faydalı olduğundan şüphemiz vardır ve ne
kadar zararlı olduğundan ise hiç şüphemiz yoktur. Kaldı ki okumadığımız ilaç
prospektüslerinde bile sayfalar oluşu yan etkilerden bahsedilmektedir. Bütün
bunlara rağmen en azından ilaçlar kadar zararı ve yan etkisi olmayan bitkisel
tedavi yöntemlerinin adı ise her nedense “alternatif tıp” diye
küçümsenmektedir.
5-Toplum gerçekten hasta bir
toplum haline getirilmiştir. Psikolojik destek ve psikiyatrik tedavi adı
altında toplumun büyük çoğunluğu klinik vaka hasta olarak damgalanmış, muhtelif
yeşil reçete haplarla insanlar uyuşturulmakta ve hapkolik yapılmaktadır.
Özellikle şeker, kolestrol ve prostat gibi kronik rahatsızlıklarla ilgili
verilen ilaç raporları ile toplumun büyük kesimi ilaç bağımlısı yapılmıştır.
SGK nın raporlu ilaç ödemesi olarak
aylık ne kadar ödeme yaptığı merak konusudur. Devletin gücü ve varlığı ilaç
sektörü tarafından hortumlanmaktadır. İlaç sektörü silah sektöründen tehlikeli
bir sektöre dönüşmüştür.
6-Gıda sektöründeki sahte ve
zararlı üretimler sağlığımızı tehdit etmektedir. Devlet merdivenaltı ve sağlığa
zararlı gıda üretiminin önüne geçememektedir. Yediğimiz içtiğimiz gıda
maddelerinin insan sağlığına çok zararlı olduğunun farkındayız ancak elimizden
hiçbir şey gelmiyor. Doğal hiçbir gıda kalmadı. Tamamen genleriyle oynanmış
veya kimyasallarla üretilmiş gıda maddelerini tüketmeye mahkum ve mecbur olduk.
7-Hukuki mevzuatımızın acilen
elden geçirilmesi ve önemli değişiklikler yapılması gerekmektedir;
- İnfaz yasası cezaların layıkı
ile infaz edilmemesi için çıkarılmış gibidir. Yapanın yaptığı yanına
kalmaktadır. Cezalar yetersiz ve caydırıcı olmaktan uzaktır. Mağdurların
mağduriyetlerinin giderilmesi öncelikli bir ceza sistemi olmalıdır. Cezalar
ağırlaştırılmalı, caydırıcı hale getirilmelidir. İdam cezası yeniden
uygulanmalıdır. Hükümlüler aldıkları cezanın yarıdan azını değil tamamını
yatmalıdır. Verilen hapis cezasının yatarı nedir sorusu artık sorulmamalıdır.
Hükümlüler cezaevinde kaldıkları sürenin konaklama ve yemek bedelini
ödemelidir. Cezaevlerinde iş atölyelerinde çalışacak olan hükümlüler hem meslek
sahibi olmalı, hem yatış maliyetlerini, hem de işledikleri suç nedeniyle
verdikleri zararı telafi etme yönünde katkı sağlamalıdır. Ve devlet işlenen
suçlar nedeniyle mağdur olan insanlarımızın mağduriyetlerini birinci dereceden
devlet olarak gidermek zorundadır.
- Aile hukuku mevzuatı
değiştirilmelidir. Boşanma tek taraflı ihbar ile gerçekleşmelidir. Devlet
kişileri ne evliliğe ne evli kalmaya ne de boşanmaya zorlayamaz. Evlilik ve
aile kişilerin müşterek iradesi ile kurulan ve yürütülen bir kurumdur ki
müşterek irade bittiğinde evlilik te biter. Bu kolaylaştırma kişileri evliliklerini koruma yolunda daha
titiz ve hassas olmaya teşvik edecek ve
boşanmalar azalacaktır.
8-Devlet eğitimde devrim
niteliğinde reform yapmalıdır. Ortalama 17 yıl gibi bir okul eğitimi alan
üniversite mezunlarımız tamamen vasıfsız, yetersiz, hiçbir işin ucundan
tutamayacak kadar beceriksiz ve sonuç olarak işsiz ve ayrıca asgari dini,
ahlaki ve örfi değerlerden uzak, tabiri caiz ise ahlaksız ve kişiliksiz bir
halde işsizler ordusuna katılmaktadır. Öğretmenlerimiz yetersiz, eğitim
mevzuatımız ve müfredatımız kifayetsiz, dolayısı ile okullarımız eğitim değil
de anarşi yuvaları haline gelmektedir. Üniversiteler azaltılmalı, mesleki teknik eğitim okulları artırılmalı, mecburi
eğitim ise sadece dört yılla sınırlandırılmalıdır. Ana sınıfı ile beş yıllık
mecburi eğitim yeterlidir. Bu beş yılda sadece okuma yazma ve dört işlem değil
ahlak, ve terbiye merkezli eğitimle topluma faydalı, ailesine, topluma ve
devletine bağlı, ahlaki değerlere sahip, kişilikli ve gerçekten insan nesiller
yetiştirilmelidir. Düz liselerin ve ortaokulların tamamı mesleki okullara
dönüştürülmelidir. Mecburi eğitim sonrası çocuklarımız isterlerse çıraklık
eğitim merkezlerinde, isterlerse meslek ortaokullarında ve liselerinde
üniversite öncesi iyi birer meslek sahibi olmalıdır. Dört dörtlük meslek sahibi
olacak olan lise mezunlarımız isterlerse iş hayatına atılırlar, isterlerse kendi
alanlarında üniversite tahsiline devam ederler ancak meslekleri olacağı için
üniversite tahsili sırasında bile iş hayatına da dahil olup üretime katkıda
bulunmaları mümkün olacaktır. Böylece üniversiteli işsizler ordusu eriyecek, üretim gücümüz artacaktır.
Bu arada tam bir garabet olan dil eğitim ve öğreniminde de çok keskin tedbirler
alınmalı, her çocuğumuz üniversite öncesi birer yabancı dil sahibi olmalıdır.
9-Okullarımızdaki tatil konusuna
ayrı bir başlık açmak gerekmiştir. Bizler çocuklarımızı devlet eli ile
tembelleştiriyoruz. Ukraynalı bir hanımefendiden bizzat aldığım bilgi şuydu:
Ukrayna’da okullarda yaz tatili diye bir şey yok. Biz yaz tatili dönemlerinde
çiçek yetiştirme, boya badana yapma, dikiş nakış ve benzeri konularda eğitim
alır ve dolayısı ile evimizdeki kendi ihtiyaçlarımızı kendimiz görürüz demişti.
Ben altı yıl ortaokul lise yatılı okudum. Hafta sonları evime gittiğimde veya
resmi tatillerde ve yaz tatilinde köyüme gittiğimde soluğu tarlada alırdım. Keza
üniversite boyunca da tatil görmedim. Her tatil tarlada geçerdi. Ve yaz sonu
okula başlamak şahsen bana tatile başlamak gibi gelirdi. Gelişmiş ülkelere
bakalım Allah aşkına, Japonya, Çin gibi ülkelere bakalım göreceğiz ki bizim
ülkemizde uygulanan eğitim tam bir aristokrat tembel eğitimidir. Çocuklarımızı tembel
ve sorumsuz ve vasıfsız yetişkinlere dönüştürmekteyiz kendi ellerimizle. Ve devletimiz
bu nesillerin katledilmesine nezaret etmektedir. Görüyoruz ki niteliksiz ve
yetersiz eğitim, disiplinsiz, tembel, saldırgan, şımarık, kötü alışkanlıklara
meyilli, aile, arkadaş, dost, kardeş, vatan, millet, toplumsal hak ve borçların
ve sorumlulukların bilincinde olmayan yabani nesillerin ortaya çıkmasına sebep
olmaktadır. Onca yıllık eğitim sonunda şerefi, haysiyeti, devlete ve topluma
sadakati, sevgiyi, saygıyı, yardımlaşmayı, onurlu ve ahlaklı yaşamayı
öğretemiyorsak bu “vah vah” la geçiştirilebilecek bir hal değildir. bu
sorunları ortadan kaldırmanın yolu hem eğitim mevzuatında düzenlemeler yapmak
hem de eğitim sevdalısı, ehliyetli ve liyakatli öğretmenleri yetiştirecek
mesleki formasyon verebilecek yeterli sayıda öğretmen okulları açmamız
gerekmektedir.
Yazımızı şimdilik (!) dokuz madde
ile sonlandıralım. Kim duyar, kim anlar, kime kadar ulaşır bilemeyiz. Ancak dilimiz
döndüğünce biz yazdık, söyledik, vebali yetkililerin ve idarecilerimizin boynuna deriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder